Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2014/23349 E. 2015/15855 K. 20.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/23349
KARAR NO : 2015/15855
KARAR TARİHİ : 20.10.2015

Tebliğname No : 12 – 2014/169393
Mahkemesi : Amasra Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 12/12/2013
Numarası : 2012/59 – 2013/225
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık

2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete’de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ – yayım – internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh – ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanması gerektiği, bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmazı üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; S.S. ……. Su Ürünleri Kooperatifi başkanı sanık M.. O.., kooperatif üyesi A.. T.. ile …..Gezi Tekneleri Kooperatifi başkanı sanık N.. Ç.. tarafından, Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 28/09/2007 tarihli ve 674 sayılı kararı ile belirlenen 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescilli, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan hazineye ait alana, teknelerin ve kayıkların denizden çıkartılıp indirilmesi amacıyla kalaslar kullanılarak ahşaptan bir kızak yapıldığı ve iş makinesi kullanılarak kızağın konulacağı alan kazılıp, derinleştirilerek düzleştirildiği, söz konusu kızağın bu alana yerleştirildiği, tekne ve kayıkların onarımları esnasında atılan atıkların çevre kirliliğine neden olduğu hususlarının belirlendiği, sanıkların aşamalarda değişmeyen savunmalarında, suça konu eylemin hukuka aykırı ve sit alanına zarar verici nitelikte olmadığını ifade ettikleri, mahkemece icra edilen keşfe katılan arkeolog ve inşaat mühendisi bilirkişilerce düzenlenen raporlar ile Koruma Bölge Kurulu’nun 19.03.2010 tarih ve 1753 sayılı kararı ile sandalların çekildiği kızakların antik limana zarar verici nitelikte olmadığına, ancak kesinlikle beton veya demir kullanılmadan, tamamen ahşap malzemeden yapılmaları gerektiğine karar verildiği, K.. M..’nün 28.09.2011 tarihli raporuna ek dava konusu yerdeki çalışmaları konu alan fotoğraflarda ahşap kızağın konulacağı deniz içi alanda iş makinesiyle çalışma yapıldığının görüldüğü, dava konusu ahşap kızağı denize yerleştirmek için deniz içinde de yüzeysel kazı ve düzleştirme çalışmalarının yapıldığı, taşların yerlerinin değiştirildiği, mevcut yapıların zarar verilmeden kaldırılmalarının mümkün olduğu hususlarının belirtildiği, Karabük Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 28/09/2007 tarihli ve 674 sayılı kararının mahallinde ilan edildiği, sanıkların ilanın yapıldığı bölgede yaşadıkları bu itibarla, sanıkların suça konu alanın 2863 sayılı Kanun kapsamında korunduğunu bildikleri gibi dava konusu yerin maliye hazinesi adına kayıtlı olması nedeniyle eylemin hukuka uygun bir zeminde icra edilmediği, sanıkların üzerlerine atılı sit alanında izinsiz olarak fiziki müdahalede bulunma suçunu işlediklerinin tüm dosya kapsamı ile sabit olduğu ve mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, anılan Kanun değişikliği hatalı yorumlanarak beraate dair hüküm tesisi,Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince beraate ilişkin hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 20/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.