Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2014/4010 E. 2014/23233 K. 19.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/4010
KARAR NO : 2014/23233
KARAR TARİHİ : 19.11.2014

Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Suç :Trafik güvenliğini tehlikeye sokma
Hüküm :TCK’nın 179/3, 62/1, 53/1, 50/1, 52/1-4, 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddeleri gereğince mahkûmiyet

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın mahkûmiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Kasıtlı suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütlerden olan failin kastı, suçun işleniş biçimi ile meydana gelen tehlikenin ağırlığı nazara alınmak suretiyle TCK’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, sanığın 200 promil alkollü olarak denizde araç sevk ve idare etmek suretiyle tehlikeye neden olduğu teknik verilere dayalı olarak mahkemece de kabul edildiği somut olayda; kastının yoğunluğu, alkolün derecesi ve tehlikenin ağırlığı gözetilerek, alt sınır aşılarak hak ve nasafete uygun bir ceza yerine alt sınırdan ceza tayini, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış; gerekçeli karar başlığında CMK’nın 232/2-c maddesi uyarınca suçun işlendiği zaman diliminin gösterilmemesi mahallinde tamamlanabilir eksiklik olarak kabul edilmiştir.
Olay günü gece saat 23:45 sıralarında gece görüş ve TCSG-101 Komutanlığı radarı ile Kadırga Burnu ile Rodos adası kuzey ucunu birleştiren hat doğrultusundan yaklaşan bir temas olduğunun tespiti üzerine, sahil güvenlik ekiplerinin gerekli tedbirleri aldıkları, teknenin Kadırga burnuna yanaşmasıyla birlikte şüpheli görülen teknede yapılan aramada 835,36 kg ağırlığında domuz etinin kaçak olarak ülkemize getirildiğinin tespit edildiği, tekneyi sevk ve idare edip görünüşünden alkollü olduğu anlaşılan sanığın, kolluk görevlilerince yapılan ölçümde 200 promil alkollü olduğunun belirlendiği olayda;
TCK’nın 179/3. maddesinde, alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanma suçunun düzenlendiği, ancak maddede sözü edilen “araç” kavramının kapsamı ile ilgili olarak TCK’da herhangi bir tanıma yer verilmediği gibi bu terimin kapsamı konusunda herhangi bir kanun, tüzük, yönetmelik v.s. mevzuata da atıfta bulunulmadığı, bu itibarla “araç” teriminin kapsamının belirlenmesinde, kara, deniz, hava ve demiryolu ulaşımını düzenleyen ilgili mevzuatın esas alınması gerektiği, bu anlamda, 4922 sayılı sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun’un 2/1-B maddesinde, “Adı, tonilatosu ve kullanma amacı ne olursa olsun, denizde kürekten başka aletle yola çıkabilen her arac”ın gemi olarak tanımlanması karşısında, suça konu teknenin de TCK’nın 179/3 maddesi kapsamında “araç” olduğu dosya kapsamındaki delillerden anlaşıldığından, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin trafik güvenliğini ihlale ilişkin cezai yaptırımların olay yerinin deniz olması sebebiyle uygulanamayacağına ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanık hakkında temel cezanın tayini sırasında uygulama maddesi olan 5237 sayılı TCK’nın 179/2. maddesine yer verilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi,
2- TCK’nın 53/1. maddesindeki “(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı “hapis cezasına” mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; …” ibaresi uyarınca sanık hakkında TCK’nın 53/1. maddesinde düzenlenmiş hak ve yetkilerin kullanılmasından yoksun bırakılmayı ifade eden güvenlik tedbirlerinin uygulanabilmesinin ön koşulunun sanığın hapis cezası ile cezalandırılması olup; bu durumun tek istisnasının aynı maddenin 5. fıkrasındaki “Birinci fıkrada belirtilen … bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet halinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir.” şeklinde düzenleme konusu yapılan hal olması ve TCK’nın 50/5. maddesindeki “Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir” hükmü birlikte değerlendirildiğinde, hakkında adli para cezasına hükmedilen sanığın TCK’nın 53/1. maddesinde yazılı hak ve yetkilerini kullanmaktan ancak aynı maddenin 5. fıkrasında yazılı istisnai halde ve kötüye kullanılan hak ve yetki yönünden yoksun bırakılmasına karar verilebileceği, bunun dışında TCK’nın 53/1. maddesinde yazılı hak ve yetkileri kullanmaktan yoksun bırakmaya ancak hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonucu olarak hükmedilebileceğinin anlaşılması; somut olayda da TCK’nın 53/1. maddesinde yazılı hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmiş ve sadece adli para cezasına hükmedilmesini gerektiren bir suç bulunmaması ve sanık hakkında hükmedilen cezanın adli para cezası olması karşısında, TCK’nın 53/1. maddesinde yazılı hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi,
3- Sanık hakkında tayin edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi esnasında, 1 gün karşılığı adli para cezası miktarı belirlenirken uygulama maddesinin TCK’nın 52/2 maddesi yerine 52/1. maddesi olarak gösterilmesi suretiyle CMK’nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi,
4- Sanık hakkında tayin olunan adli para cezasıyla ilgili olarak TCK’nın 52/4. maddesi gereğince ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin ihtarı yapılırken uygulama maddesi olarak, cezanın infazı aşamasında uygulama alanı bulabilecek olan 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesine de yer verilmesi,
5- 05.07.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 Sayılı Kanunun 100. maddesiyle CMK’nın 324/4. maddesinde eklenen “Devlete ait yargılama giderlerinin 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106 ncı maddesindeki terkin edilmesi gereken tutarlardan az olması halinde, bu giderin Devlet Hazinesine yüklenmesine karar verilir.” şeklindeki cümle ile yargılama giderilerinin tahsili bakımından 6183 sayılı Kanunun 106. maddesine atıfta bulunulduğu, anılan maddede; “Yapılacak takip sonunda tahsili imkansız veya tahsili için yapılacak giderlerin alacaktan fazla bulunduğu anlaşılan ve 213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacaklarında 10 Türk Lirasına (10 Türk Lirası dahil), diğer amme alacaklarında 20 Türk Lirasına (20 Türk Lirası dahil) kadar amme alacakları, amme idarelerinde terkin yetkisini haiz olanlar tarafından tahsil zamanaşımı süresi beklenilmeksizin terkin olunabilir. Bakanlar Kurulu, bu tutarları topluca veya ayrı ayrı on katına kadar artırmaya yetkilidir” düzenlemesine yer verildiği, incelemeye konu dosyada yargılama giderlerinin 10,75 TL olduğu ve CMK’nın 324/4. maddesi uyarınca bu giderin Devlet Hazinesine yüklenmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, sanıktan tahsiline karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususlarda, aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden hüküm fıkrasının 1. bendinde yer alan “179/3” ibaresinden sonra gelmek üzere “maddesi yollamasıyla TCK’nın 179/2” ibarelerinin eklenmesi ve hak yoksunluğuna ilişkin 3. bendin hükümden çıkartılmasına, hükmün 5. bendindeki “52/1” ibaresinin “52/2” olarak değiştirilmesi, 7. bentte yer alan “ve 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/3 maddeleri uyarınca” ibarelerinin hükümden çıkartılarak yerine “maddesi gereğince,” ibarelerinin eklenmesi ve 11. bentte yer alan “5271 sayılı CMK’nın 325/2 maddesi gereğince sanıktan tahsiline” ibarelerinin hükümden çıkartılarak yerine “CMK’nın 324/4. maddesi gereğince hazine üzerinde bırakılmasına” ibarelerinin yazılması suretiyle, eleştirilen husus dışında sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 19.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.