YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/100
KARAR NO : 2015/15857
KARAR TARİHİ : 20.10.2015
Tebliğname No : 12 – 2014/170807
Mahkemesi : İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 18/03/2014
Numarası : 2013/379 – 2014/120
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık
2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Katılan vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete’de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ – yayım – internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh – ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanması gerektiği, bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmazı üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; İstanbul İli, … İlçesi, …..Mahallesi, ….. Caddesi 49 pafta, 38 ada, 55 parselde tapuda kayıtlı olup, İstanbul I Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 20/11/1991 tarihli 3184 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen, 12/07/1995 tarihli 6848 sayılı kararı ile belirlenen kentsel ve arkeolojik sit alanında yer alan, yine aynı Kurulun 26/01/2005 tarihli 405 sayılı kararı ile korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli olan Yerebatan Sarnıcı üzerinde yer alan taşınmazda Kurulun 27/07/1994 tarihli ve 5899 sayılı kararı ile onaylı rölevesinde görülmeyen üçüncü kat çıkıldığının belirlendiği, taşınmazın sanıklar tarafından 04/10/1985 tarihinde satın alma yoluyla edinildiği, beyanlar hanesinde yer alan korunması gerekli kültür varlığı şerhinin 21/09/1994 tarihli olduğu, sanıkların şerhten sonra tapuda gerçekleştirdikleri ipotek işlemleri, sanıklar tarafından Kurula sunulan dilekçeler ve projelerden taşınmazın kültür varlığı niteliğinde bulunduğunu bildikleri anlaşılmakla; mahkemece ilgili Bölge Kurulu’dan suça konu taşınmazda sanıklar tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan izinsiz uygulamaları tespit eden tüm bilgi ve belgeler celp edilerek mahallinde fen, mimar, inşaat mühendisi ve arkeolog bilirkişilerin katılımı ile keşif icra edilerek, suça konu uygulamaların teknik özellikleri, yıpranma durumu, renkteki solmalar gibi etmenler nazara alınarak inşaa edilme tarihleri, bu arada sanıkların bağımsız bölümleri edinme tarihinden sonra yapılıp yapılmadıkları, bahse konu imalatların korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli olan taşınmazın özgün dokusunun bozulmasına, kültür varlığının veya sit alanın zarara uğramasına neden olup olmadığı tereddütsüz şekilde belirlenerek, zararın mevcudiyetinin tespiti durumunda sanıkların 6498 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 65/1. cümlesi, aksi halde ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Fatih Belediye Başkanlığı bünyesinde suç tarihi itibariyle faaliyette olan koruma uygulama ve denetim bürosu bulunması karşısında, taşınmazın bulunduğu yerin Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve/veya Fatih Belediye Başkanlığı bünyesinde kurulan koruma, uygulama denetim bürosunun sorumluluk alanı kapsamında bulunup bulunmadığı hususu tespit edilip, hükümden önce, 11.10.2013 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6498 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 65/1-2. cümle ve 65/4 maddeleri gereğince sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 20/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.