YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/11477
KARAR NO : 2015/18126
KARAR TARİHİ : 24.11.2015
Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi
Davacı vekilinin 12.03.2007 tarihli dilekçesi ile müvekkili davacının bir suç soruşturması nedeniyle tutuklu kaldığını, yapılan yargılama sonunda üzerine atılı suçtan beraatine hükmedildiğini belirterek 466 sayılı Kanun gereğince maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin açılan davanın mahkemece reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dosya incelendiğinde davac… mevsimlik işçi olduğu ve kış aylarında limon bahçelerinde çalışmak üzere … iline geldiği yaz aylarında ise “…Köyü …” adresinde oturduğu bu durumun …Jandarma komutanlığı tarafından düzenlenen 27.03.2007 tarihli tutanağa göre belirlendiği tazminat davasına dayanak teşkil eden ceza davasında ilk etapta “…. Beldesi … sokak no:17 …” adresinde ikamet ettiğini bildirdiği, 16.03.2005 tarihli duruşmada “…. Mahallesi 1359. Sokak no:62 ..” adresinde ikamet ettiğini bildirdiği, ceza dosyasının karar başlığında ise adresinin “…Beldesi .. sokak no:17 …” olarak belirtildiği, beraat hükmünün “….Mahallesi 1359. Sokak no:62 ..” adresine Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre 21.03.2006 tarihinde tebliğ edildiği, kesinleşme şerhini içeren beraat hükmünün “… Mahallesi 5940. Sokak no:62..” adresine tebliğ edildiği, ancak davacının adreste tanınmadığı gerekçesiyle tebligatın iade edildiği, bu kez aynı adrese Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligatın yapıldığı, tazminat davası sırasında davacı vekilince ibraz edilen 07.03.2007 tarihli vekaletnamede davacının adresinin “….Köyü …” olarak beyan edildiğinin anlaşılması karşısında farklı adreslerde geçici olarak ikamet ettiği belirlenen davacının öncelikle resmi kurumlara bildirdiği adresine kesinleşmiş beraat hükmünün tebliğ edilmesi amacıyla araştırma yaptırılması ve sonucuna göre yukarda belirlenen ilkeler çerçevesinde tebligat gönderilmesi gerekirken bu belirlemelerden uzak ve Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine aykırı olarak 08.08.2006 tarihli kesinleşmiş beraat hükmünün tebliği usulsüz kabul edilmekle,
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazının reddine, ancak;
Dava, 466 sayılı Kanun hükümlerine dayalı tazminat istemine ilişkin olup; Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2009/256 esas ve 2010/57 sayılı kararında, 466 sayılı Kanunun 2. maddesindeki üç aylık sürenin başlangıcı için 21/04/1975 tarih ve 3-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına atıf yapılarak kesinleşen beraat kararından davacının haberdar olmasının arandığı, ancak adı geçen kararda tazminat davasının ne zamana kadar açılması gerektiğine dair bir açıklama bulunmamakla birlikte hiçbir hakkın sonsuza dek dava konusu yapılamayacağı, özel hukuk kapsamında değerlendirilmesi gereken bu talebin de makul bir süre içinde dava konusu edilmesi gerektiği ve dairemizce benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.05.2014 tarih, 2014/141 esas, 2014/229 sayılı kararında da belirtildiği üzere beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların Yazı İşleri Yönetmeliğine göre süresinde tebliğ edilip kesinleşme tarihinden itibaren her halükarda 10 yıl, kesinleşmiş kararların tebliğinden itibaren ise 3 ay içinde tazminat davalarının açılması gerektiği ve dava süresi açısından Borçlar Kanununun 60. maddesindeki sürenin kabulünün gerektiği ve her koşulda davanın 10 yıllık süre içinde açılması gerektiği kabul edilmekle kanun dışı yakalanan veya tutuklananlar hakkında beraat hükmünün verilmesinden itibaren 10 yıl dolduktan sonra 466 sayılı Kanuna göre tazminat istenemeyeceği anlaşılmakla, incelemeye konu olan dosya kapsamına göre kesinleşmiş beraat hükmünün davacıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediğinin anlaşılması ve tazminat davasına dayanak teşkil eden mahkeme dosyasının içeriğine göre davacı hakkındaki beraat hükmünün 12.07.2006 tarihinde kesinleştiği, davacı … için davanın 12.03.2007 tarihinde açıldığı anlaşıldığından, davanın kabulü yerine, yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince, isteme aykırı olarak, BOZULMASINA, 24.11.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.