YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/12360
KARAR NO : 2015/17413
KARAR TARİHİ : 10.11.2015
Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi
Dava : 466 sayılı Kanun gereğince tazminat
Davacı vekilinin 19.09.2007 tarihli dilekçesi ile müvekkili davacının suç soruşturması nedeniyle tutuklu kaldığını, yapılan yargılama sonunda üzerine atılı suçtan beraatine hükmedildiğini belirterek 466 sayılı Kanun gereğince maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin açılan davanın mahkemece kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Yargıtayın görevi ülke genelinde uygulama birliğinin sağlanması ve benzer olaylarda aynı çözüm tarzının oluşturulmasıdır. Bu görev yerine getirilirken hukukun genel ilkeleri, ülkedeki pozitif hukuk normları ve uluslararası temel insan haklarına ilişkin kural ve kabullere uygun bir yorum ve uygulama benimsenmelidir.
Bu ilke yalnızca denetim mahkemeleri için değil, hüküm mahkemeleri için de geçerlidir. Hukuk devletinin en belirgin özelliği hiçbir kurum ve makam ayrımı gözetilmeden herkesin hukuk kurallarına uymasıdır.
Anılan zorunluluk mahkemeler için de geçerlidir. Hakimlerin hukuk kuralları çerçevesinde oluşan vicdani kanaatlerine göre hüküm vermesi, hakimin kişisel kanaati şeklinde yorumlanıp uygulanamaz, pozitif hukuk normları herkes gibi hakimleri de bağlayıcı niteliktedir.
Diğer yönden Yargıtayca verilen bozma kararlarına karşı, mahkemelerce uyma hakkı bulunduğu gibi direnme yetkisi de bulunmaktadır. Ancak bu hak ve yetki kullanıldıktan sonra bozma ilamını etkisiz kılacak şekilde karar verilemez. Hukuki yorum farklılığı nedeniyle bu tip olumsuz sonuçların doğması mümkün ise de millet adına yargılama yapan mahkemeler hüküm ve kararlarda bireysel anlayış ve tercihlerden kaçınmalıdır.
Tazminat davasının dayanağını oluşturan … Devlet Güvenlik Mahkemesinin, 1995/645 Esas – 1998/161 Karar sayılı ceza dava dosyasının incelenmesinde; sanığın (davacının) yasadışı örgüte yardım ve yataklık etme suçundan tutuklu kaldığı ve yapılan yargılama sonunda beraatine hükmedildiği, hükmün temyiz incelemesi sonucu onanmak suretiyle 11.03.1999 tarihinde kesinleştiği, tazminat davasının 19.09.2007 tarihinde işlem tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 466 sayılı Kanun gereğince öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye açıldığı, dava için kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu anlaşılmakla,
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, gözaltına alınmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre, gözaltına alınma tarihi olan 17.10.1995 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi suretiyle tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nasafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekmektedir. Mahkemenin 2012/247 Esas -2012/280 Karar sayılı ve 21.12.2012 tarihli kararına yönelik Dairemizin 2013/28316 Esas – 2014/6680 Karar sayılı ve 18.03.2014 tarihli bozma ilamına, mahkemece bozma sonrası yeniden yapılan yargılama sırasında ve 19.09.2014 tarihli celsede uyulmasına karar verilmişse de, 309 gün süreyle tutuklanan davacı için bu kez de bu ölçütlere uymayacak ve bozma ilamını etkisiz hale getirecek şekilde ilgili mahkemenin benzer davalardaki emsal uygulamalarına da aykırı olacak biçimde tutukluluk süresi ile bağdaşmayacak bir miktar olan 200 TL manevi tazminata hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince, isteme uygun olarak BOZULMASINA, 10.11.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.