Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2015/131 E. 2015/15215 K. 13.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/131
KARAR NO : 2015/15215
KARAR TARİHİ : 13.10.2015

Tebliğname No : 12 – 2014/168037
Mahkemesi : İstanbul 17. Asliye Ceza Mahkemesi
Karar tarihi : 25/02/2014
Numarası : 2011/208 – 2014/62
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık

2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanıkların ve müşteki sanıkların beraatlerine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Katılan vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete’de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ – yayım – internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh – ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanması gerektiği, bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmazı üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, İstanbul İli, Beyoğlu İlçesi, Asmalı Mescit Mahallesi, 306 ada, 41 parselde tapuda kayıtlı olup, İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 7.7.1993 gün ve 4720 sayılı kararı ile belirlenen kentsel sit alanında yer alan, aynı zamanda İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 8.4.1988 gün ve 422 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli taşınmazın Sofyalı Sokak ile Jurnal Sokakta bulunan cephelerinde zemin katta bulunan dükkanlarda, cephede delikler açılarak, tenteler döşendiği, cephenin delinerek bodruma kapı ve delikler açıldığı, doğalgaz tesisatı döşendiği, ahşap yükseltiler ve eşyalar ile taşınmazın işgal edildiği hususlarının belirlendiği, taşınmazın tapu kaydına göre, suça konu bağımsız bölümlerin A.. Ç.. tarafından 15/02/2010, G.. Ö..’in eşi O.. Ö.. tarafından 16/04/2002, Ö.. K.. tarafından 03/07/2007, sanık O.. T.. tarafından 30/11/1994 tarihinde satın alındığı, beyanlar hanesinde 23/06/1988 tarihli 2937 sayılı eski eser şerhinin mevcut olduğu, dolayısıyla sanıkların taşınmazı satın alma tarihlerinde kültür varlığı niteliğinde olduğu bilgisine vakıf oldukları anlaşılmakla;
Sanık G.. Ö..’in eşi O.. Ö.. ait bağımsız bölümde gerçekleştirilen müdahalelerin kim tarafından yaptırıldığı hususunda adı geçen sanığın ve O..Ö..ayrıntılı şekilde beyanlarının alınması, sanık S.. Y..’in maliki bulunduğu bağımsız bölüme ilişkin tapu kaydının celbi ile adı geçen sanığın taşınmazı edinme tarihinin belirlenmesi, mahkemece, 04/09/2012 tarihli bilirkişi raporunda taşınmaz malikleri tarafından Kurula sunulduğu ifade edilen röleve, restorasyon ve restitüsyon projelerinin onaylanıp onaylanmadığı ilgili Bölge Kurulu’dan sorulup, onaylanması durumunda örnekleri dosya kapsamına alınarak yine, suça konu taşınmazda sanıklar tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan izinsiz uygulamaları tespit eden tüm bilgi ve belgeler celp edilerek mahallinde mimar, inşaat mühendisi ve arkeolog bilirkişilerin katılımı ile yeniden keşif icra edilerek, her bir sanığa ait bağımsız bölümde gerçekleştirilen izinsiz uygulamaların neler olduğu, suça konu uygulamaların teknik özellikleri, yıpranma durumu, renkteki solmalar gibi etmenler nazara alınarak inşa edilme tarihleri, bu arada sanıkların bağımsız bölümleri edinme tarihlerinden sonra yapılıp yapılmadıkları, bahse konu imalatların korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli olan taşınmazın özgün dokusunun bozulmasına, kültür varlığının veya sit alanının zarara uğramasına neden olup olmadığı tereddütsüz şekilde belirlenerek, zararın mevcudiyetinin tespiti durumunda sanıkların 6498 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 65/1. cümlesi, aksi halde ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Beyoğlu Belediye Başkanlığı bünyesinde suç tarihi itibariyle faaliyette olan koruma uygulama ve denetim bürosu bulunması karşısında, taşınmazın bulunduğu yerin Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve/veya Beyoğlu Belediye Başkanlığı bünyesinde kurulan koruma, uygulama denetim bürosunun sorumluluk alanı kapsamında bulunup bulunmadığı hususu tespit edilip, hükümden önce, 11.10.2013 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6498 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 65/1-2. cümle ve 65/4 maddeleri gereğince sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 13/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.