YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/10960
KARAR NO : 2017/1286
KARAR TARİHİ : 21.02.2017
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : TCK’nın 85/1, 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyet
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
27/07/2005 günü oto sürücüsü Arslan Şekerci’nin kullandığı otonun Çoban kavşağı mevkiinde, bisiklet kullanmakta olan 1938 doğumlu Şerafettin Bedir’e çarptığı, kaza sonucu Şerafettin Bedir’in yaralandığı ve kaldırıldığı Abant İzzet Baysal Üniversitesi hastanesinde tedavi görmekte iken 28/07/2005 tarihinde öldüğü olayla ilgili olarak 11 Mayıs 2007 tarihli soruşturmacı Prof. Dr. Yıldırım Çınar tarafından düzenlenen raporda; “Savunma ve eldeki klinik kayıtlar birlikte değerlendirildiğinde hastanın son ana kadar tansiyon ve nabız değişikliğiyle fenalaştığına ait bir kayıt olmadığı, verilen tedavi emirlerinin aynen uygulandığı, hasta fenalaştığı anda hemşirenin olayı hemen saptaması sayesinde resüstasyon yapılabildiği, bu koşul hemen birkaç dakika içinde belirlenemeseydi zaten resüstasyon yapmaya gerek kalmayacağı yorumundan yola çıkarak olaylarda klinik hemşiresinin bir görev ihmali olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Klinik ve nöbet düzeni açısından hekimlerin bireysel sorumlulukları ötesinde bir ekip halinde ortak sorumlulukları söz konusu olduğu için hastanın durumu, acil servisten sağ ve bilinci yerinde olarak ortopedi servisine geldiği özelliği, mevcut klinik dosya kapsamında değerlendirildiğinde; hastanın kan değerlerinde azalma olduğu, ancak son saatlerde kan azalmadığı gibi tansiyon düşmesi veya nabız hızlanması olmadığı, bu bakımdan kanamanın devam ettiğine ait klinik bulgu olmadığı, arter nabızları alınabildiği için bacakta arter kanaması olmadığının anlaşılır olduğu, ancak odağı -seviyesi belli olmayan venöz kanama için geniş bir ameliyat ile yer arama veya anjiyo gibi zor ve travmatik bir girişim yerine muhafazakâr gidip, durumu istikrarlı olan hastanın böyle takibinin yeterli olabileceğine ait savunmanın tamamen ret edilemeyeceği, hastanın aktif kanaması devam etseydi tansiyon düşmesi ve nabız hızlanması görülmesi gerekeceği savunmalarının klinik olarak ret edilemeyeceği görülmektedir. Otopsi raporunda ölüm sebebi kanama olarak belirlenmiş ise de bu otopside bir başka ölüm sebebi bulunamadığı anlamında alınabilir. Otopside görülemeyecek akut komplikasyonların (İnhibisyon, akut ventriküler fibrilasyon vb) otopside tespit edilemeyeceği, klinik dosya kayıtlarının kanamaya bağlı ölüm tablosunda görülmesi beklenen hipotansiyon ve taşikardi ile şoka gidiş delillerini taşımadığı görülebilmektedir. Hastanın takip ve tedavi sürecinde klinik sorumluluk almış tüm hekimler hastaya daha fazla bir tedavi müdahalesi gerekmediği, anjiyo ile kanama arasalardı hastanın bunu kaldıramayabileceği, hastanın stabil durumuna ve venöz kanama tanısına göre takip altında beklemenin daha doğru olduğu savunmalarını ret edecek bir klinik delil de dosyada mevcut değildir. Hastanın ölüme giden sürecine kanamanın etkisi olduğu yadsınamaz ise de, ölümün devam eden bir kanama tablosu ile bağdaşmadığı, böylece ölümün bir başka komplikasyon ile oluşabileceği, eldeki dosyaya göre durumu stabil olan hastanın klikte yatarak takibinde mahzur olmadığı savunması özellikle kapalı alana venöz kanayan ye durumu stabil olan hastalar için karşı delil olmadan ret edilemez. Otopside bir başka ölüm sebebi saptanamasa da, hasta ölü bulunarak otopsi yapılan bir vaka değil, klinik gözlem altında vefat eden özellikte olduğundan klinik takip ve bulguların ölüm sebebi belirlenmesinde değerlendirilmesi önem kazanmakta ve hastanın hipotansiyona meyletmeden ani ölümü ve canlandırma müdahalesi görmüş olması bir komplikasyona bağlı ölüm ihtimalini öne çıkartmaktadır. Dosya kayıtları devam eden bir akut kanamadan oluşan ölüme ait klinik durum ile uyumlu değildir. Somut delile dayanan gerçek ölüm sebebi saptanabilirse buna kanamanın katkısı (Kanamaya bağlı komplikasyon vb) ayrıca değerlendirilebilir.
Dosyadaki tüm raporlar, otopsi raporu, hasta takip dosyası ve savunmalar birlikte değerlendirildiğinde hekimlerin gerekli gördükleri ve standart bir ortopedi kliniğinde olması beklenen takip ve tedaviyi uyguladıkları, hasta için bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi vb dahil çok sayıda tetkiki yaptırdıkları, gerekli konsültasyonları sağladıkları, hastanın tanısı, düzgün devam eden tansiyon ve nabız bulguları ve artık azalmayan kan değerleri ile stabil olan klinik koşullarına göre ölümün doğrudan doğruya “ilerleyen bir kanamadan ileri gelmiş olamayacağı, bacakta saptanan kanamanın 36 (Otuzaltı) saat sonunda en çok bir litre civarında olduğu, bunun da akut kanamalı ölüm sebebi olamayacağı, insanların 24 (Yirmidört) saatte olan kanamalarda kanlarının üçte iki kadarının kaybına dayanabileceği, hekimler açısından seçilen tedavi yolunun bilimsel ve klinik gerekçesi bulunduğu, mevcut deliller karşısında görevi ihmal ettiklerine ait yeterli kanıt bulunmadığı, son soruşturmanın açılmasına gerek olmadığı” şeklindeki soruşturma raporu, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 25.01.2008 tarihli raporun sonuç bölümünde “kişinin 27.07.2005 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı olarak, genel vücut travması geçirdiği, skalpte kesi ve kanama, sağ üst ekstremitede kırık. sol alt ekstremitede kırık ve hematom alanları olduğu, tıbbi belgelerdeki kayıtlara göre kişide genel beden travmasına bağlı kanama geliştiği (kan değerlerinde hematokrit ve hemoglobin değerlerinde düşme) kan kaybına yönelik gerekli yerine koyma tedavisinin yapılmadığı, asistan doktorlar Dr. Erdem Değirmenci ve Dr Celil Alemdar’ın ifadelere göre kıdemli asistan ve uzmanlarının bilgisi dahilinde kişiye bacak ateli yaptıkları, eylemlerinin tıp kurallarına ııygun olduğu, asistan Dr. …’ün Uz. Dr …’in bilgisi dahilinde hastayı servise yatırması, takip ve tedavisinin planlanmasının tıp kurallarına uygun olduğu, tıbbi belgelerdeki kayıtlara göre hastanın tam kan sayımı sonucunun saat 23:30’da Dr. …’e bildirilmiş olduğu, hematokrit ve hemoglobindeki yeni kan değerlerindeki düşmeye yönelik replasman tedavisi yapılması gerektiği, ancak Dr. …’ün herhangi bir öneride bulunmadığının kayıtlı bulunduğu, Dr. …’ün Uz. Dr. Tolga Tüziiner’e danışarak kan replasman tedavisine karar vermesi gerektiği, uzmanın bilgisi dahilinde tedaviyi yaptırmaması halinde Dr. Tolga Tüzünerin eksik eyleminin olduğu, uzmanın bilgisi dışında tedaviyi yaptırmaması halinde Dr. Mete Ülger’in eksik eyleminin olduğu, bu hususun adli soruşturma ile aydınlatılması gerektiği, Hemşire İlknur Kuzkaya’nın eyleminin tıp kurallarına uygun olduğuna ilişkin raporu, 12/13 Ekim 2011 tarih ve 12935 Karar sayılı Yüksek Sağlık Şurası raporunda; “Dosyadaki bilgi, bulgu ve belgeler değerlendirildiğinde; trafik kazası sonucu gelen yaşlı hastanın saat: 10:30’dan saat: 18:00’e kadar hemoglobinin düşmüş olduğu, bu arada hastada oluşan hipovolemi tedavisinin iyi yönetilemediği, saat: 18:00’dan sonra hastayı devir alan Dr. …’ün hasta yönetimini iyi yapmadığı, dolayısıyla da eksik eylemi olduğuna, hasta hakkında Uzman Dr. … ile görüşerek kan replasman tedavisini uzman doktor bilgisi dahilinde yapmadıysa Uzman Dr. …’in kusurlu olduğu, eğer sadece hasta yatırmayı bilgilendirmek amaçlı görüştüyse Uzman Dr. …’in kusursuz olduğuna, bu durumda adli tahkikat ile aydınlatılması gerektiğine, hipovolemisi olan hastaya kan replasman tedavisi yapılmamasının ölümle illiyet bağı olduğunun” bildirilmesi karşısında, soruşturma raporu ile diğer raporlar arasında çelişki olduğu görülmekle, bu çelişkinin giderilmesi amacıyla dosyanın tedavi evrakı ile birlikte Adli Tıp Genel Kuruluna gönderilerek sanığın mevcut tablo karşısında ölüm olayının meydana gelmesinde kusur veya ihmalinin olup olmadığı hususunda rapor alınmasından sonra, sanığın hukuki durumunun tayini ve tespiti gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 21/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.