Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2016/11367 E. 2017/3834 K. 11.05.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/11367
KARAR NO : 2017/3834
KARAR TARİHİ : 11.05.2017

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık
Hüküm : 5271 sayılı CMK’nın 223/2-b maddesi uyarınca Beraat

2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılama sonunda, 12/01/2011 tarihli karar ile sanığın 2863 sayılı Kanunun 65/b, 5237 sayılı TCK’nın 62, 52, 5271 sayılı CMK’nın 231. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, anılan kararın, katılan vekili tarafından yapılan itirazın merciince reddi üzerine 11/04/2011 tarihinde kesinleştiği, daha sonra sanığın, 2012 yılı Şubat ayında “bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla hırsızlık” suçunu işlediği sabit kabul edilerek, Çeşme Sulh Ceza Mahkemesinin 27/03/2014 tarihli ilamı ile kesin olarak mahkumiyetine hükmedildiği, ihbar üzerine yeniden ele alınan dosyada, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-b maddesi uyarınca sanığın beraatine karar verildiği anlaşılmakla;
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 11. fıkrasında, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde mahkemece hükmün açıklanacağı belirtilmiş olup, bu iki halin gerçekleştiğinin saptanması durumunda mahkemece yapılacak işlemin, önceden verilen, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu olması nedeniyle hukuki varlık kazanmayan hükmün açıklanmasından ibaret olduğu, mahkemenin, sübut ve nitelendirmenin değiştirilmesi veya önceki uygulamadan dönme yönünde bir imkana sahip bulunmadığı gözetilmeksizin, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işleyen sanık hakkındaki hükmün açıklanması gerekirken, atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmesi,
Kabule göre de;
2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete’de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından ise, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, İzmir I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 04/06/2004 tarih, 11340 sayılı kararı ile belirlenen ve aynı kurulun 31/03/2006 tarih, 1314 sayılı kararı ile koruma amaçlı imar planı onaylanan kentsel sit alanı içerisinde yer alıp; yine aynı kurulun 01/07/1988 tarih ve 422 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen taşınmazda kiracı olduğu, … İmar ve Şehircilik Müdürlüğünce düzenlenen 07/08/2009 tarihli yapı tatil zaptı ile, suça konu taşınmazın bahçesine, 4900 parseldeki binanın duvarına bitişik olarak ahşap sundurma, sundurmanın altına banko – lavabo ve 4903 parsel duvarına bitişik olarak da tuğla duvarlı tuvalet yapıldığının belirlendiği, dosya içerisinde mevcut 02/12/2010 tarihli bilirkişi raporunda, tuvalet imalatının bina niteliğinde, sundurma imalatının ise yapı niteliğinde olduğunun belirtilmesi karşısında, eylemin “inşai ve fiziki müdahale” kapsamında değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, sanığın aşamalardaki savunmalarında, sundurma ile tuvaleti kendisinin yaptırdığını beyan ettiği, ayrıca, 03/06/2014 tarihli duruşmada son diyecekleri sorulduğunda, çevrede buranın sit alanı olduğunun bilindiğini, binanın tescilli olduğunu da bildiğini söylediği anlaşılmakla; 16/02/2010 tarihli iddianame ile sanık hakkında hem 2863 sayılı Kanuna aykırılık hem de imar kirliliğine neden olma suçundan dava açıldığı dikkate alınarak, “özel normun önceliği” ilkesi gereği unsurları itibariyle oluşan 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, anılan Kanunun 65/1. maddesi uyarınca sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, 6498 sayılı Kanun değişikliğine şekli bir anlam yüklenmek suretiyle beraat hükmü tesisi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.