Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2016/8500 E. 2017/3830 K. 11.05.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/8500
KARAR NO : 2017/3830
KARAR TARİHİ : 11.05.2017

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Trafik güvenliğini tehlikeye sokma
Hüküm : 5271 sayılı CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca hükmün açıklanması ile, 5237 sayılı TCK’nın 179/3-2, 62, 50/1-a, 52/2. maddeleri uyarınca mahkumiyet

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılama sonunda, 07/12/2011 tarihli karar ile sanığın 5237 sayılı TCK’nın 179/3, 62, 53/1, 5271 sayılı CMK’nın 231/5. maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, anılan kararın itiraz edilmeksizin 17/02/2012 tarihinde kesinleştiği, daha sonra sanığın, 28/11/2012 tarihinde infaz kurumuna yasak eşya sokma suçunu işlediği sabit kabul edilerek, İstanbul Anadolu 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/07/2014 tarihli ilamı ile mahkumiyetine hükmedildiği, anılan mahkumiyet hükmünün temyiz edilmeksizin 09/09/2014 tarihinde kesinleştiği, ihbar üzerine yeniden ele alınan dosyada, 5271 sayılı CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasına karar verildiği anlaşılmakla;
TCK’nın 179/3. maddesinde düzenlenen; alkol ve uyuşturucu madde etkisiyle veya başka bir nedenle “emniyetli bir şekilde” araç kullanamayacak kişinin, bu halde araç kullanması suçu kasıtla işlenebilecek bir suçtur. Alkol ve uyuşturucu maddenin sırf kullanılmış olması bu suçun oluşması için yeterli olmamakla birlikte, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulu raporlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere; alkollü bir şekilde trafikte seyreden bir sürücünün alkol konsantrasyonu hangi seviyede olursa olsun bireysel farklılıklar göstermekle birlikte, trafik güvenliği açısından değişen derecelerde risk oluşturabileceği, ancak bu durumun tehlike arz edecek düzeyde olup olmadığı, dolayısıyla sürücünün tesiri altında bulunduğu alkol seviyesinde araç kullanması halinde, güvenli sürüş yeteneğini kaybedip etmediği, bireyin o andaki sürüş ehliyetini belirleyebilecek dikkat, algı, denge, refleks, psikomotor ve nöromotor koordinasyon gibi nörolojik, nistagmus, akomadasyon, görme gibi oftalmolojik ve genel durumunun tespitine yönelik detaylı dahili muayenesine yönelik tıbbi verilerin değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği, ancak böyle bir tespit yapılmamış olsa bile, bireysel farklılıkları da elimine edebilecek şekilde 100 promilden yüksek olarak saptanan alkol düzeyinin, güvenli sürüş yeteneğini kaybettireceğinin bilimsel olarak kabulü gerektiği;

İncelenen dosyada, olaydan yaklaşık bir saat sonra 52.1 mg/dl alkollü olduğu saptanan sanığın, idaresindeki motosiklet ile yerleşim yeri içinde bulunan 14 metre genişliğindeki çift yönlü düz yolda gündüz vakti seyir halinde iken, aynı yönde seyreden ticari otobüsü sollamak istediği sırada, bahse konu otobüs sürücüsünün soldaki sokağa dönüş yapmak üzere manevrada bulunması ile motosikletin sağ yan kısmının otobüsün sol ön köşe kısmına çarpması ve çarpmanın etkisiyle dengesini kaybederek devrilip sürüklenmek suretiyle park halindeki başka bir araca da çarpması neticesinde, sanığın, vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı, olaya ilişkin olarak düzenlenen trafik kazası tespit tutanağında, ticari otobüs sürücüsünün, “doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma” kural ihlali ile kusurlu olduğunun, motosiklet sürücüsünün ise kazanın oluşumunda kusurlu olmadığının belirtildiği, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunun, vücuttaki alkol oranının 1 saatte 0.15 promil azalacağı yönündeki bilimsel tespitleri dikkate alındığında, sanıktaki alkol miktarının olay anında 100 promilin altında olduğu sonucuna varılacağı gibi, sanığın güvenli sürüş yeteneğini kaybettiğine dair başkaca bir delil veya tespit de bulunmadığı değerlendirilmekle; unsurları itibariyle oluşmayan atılı suçtan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin mahkumiyetine hükmedilmesi kanuna aykırı,
Kabule göre de;
1- Daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş bulunan sanık hakkında tayin edilen 25 gün hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken, 5237 sayılı TCK’nın 50/3. maddesi delaletiyle 50/1-a maddesinin dayanak gösterilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2- 14/03/2015 tarihli savunmasında, lehe hükümlerin uygulanması talebinde bulunan sanık hakkında tayin edilen adli para cezasının taksitlendirilmesine ilişkin olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,
İsabetsiz olup, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.