YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/3468
KARAR NO : 2017/8822
KARAR TARİHİ : 14.11.2017
Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Taksirle ölüme neden olma ve görevi kötüye kullanma suçundan şüpheliler … ve … haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 07/02/2017 tarihli ve 2016/22954 soruşturma sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii Bakırköy 6. Sulh Ceza Hakimliğinin 08/03/2017 tarihli ve 2017/1060 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, her ne kadar Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 08/06/2016 tarih ve 101-01.02-16/53936/3032 sayılı raporu ile kişinin muayene, takip ve tedavisinde görev alan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline atfı kabil kusur bulunmadığı bildirilmiş ise de, anılan raporda “zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, mikroskopik, toksikolojik, serolojik inceleme de yapılmamış olduğundan; kişinin ölüm sebebi ve mekanizması bilinmediği” şeklindeki açıklama gözetildiğinde şüphelilerin ölümün meydana gelmesinde kusurlarının bulunup bulunmadığına ilişkin gerektiğinde fethi kabir yapılmaksızın ve Üniversite Hastanesinden detaylı rapor alınmaksızın eksik soruşturmaya dayalı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, ortada 5271 sayılı Kanun’a uygun bir soruşturmanın bulunmadığı bir durumda, anılan Kanun’un 160. maddesi ve diğer maddeleri uyarınca soruşturma yapılmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığının 22.05.2017 gün ve 94660652-105-34-5205-2017-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.05.2017 gün ve 2017/32941 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
İncelenen dosya kapsamına göre, şikayetçi …’ın 1976 doğumlu eşi …’ın gebeliğinin 17.haftasında yapılan tetkikler sonucu anne karnındaki bebeğin % 99,9 down sendromlu olduğu ve hastaneden alınacak heyet raporu ve anne ve babanın onayı ile gebeliğin düşük yaptırılmak suretiyle sonlandırılmasına karar verildiği, 30 Mart 2016 tarihinde, hastanın gebeliğinin ilaçla düşük yaptırmak suretiyle (misoprostol) sonlandırılmak üzere Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi septik servisine hakkında soruşturma izni verilen kadın doğum uzmanı dr. … imzası ile yatırıldığı, aynı gün ilaç verilmek suretiyle sonlandırma sürecinin başlatıldığı, 31 Mart 2016 ve 01.04.2016 tarihlerinde de hastaya ilaç vermeye devam edildiği ve hastanın 01.04.2016 tarihinde saat 16.00-17.00 sıralarında ağrılarının arttığının hasta refakatçisi tarafından hakkında soruşturma izni verilen nöbetçi hemşire …’a bildirildiği, nöbetçi hemşirenin en son saat 02.00 da hastanın tansiyonunu ölçtüğü, 02.04.2016 tarihi sabah saat 06.03 de diğer nöbetçi hemşire …’nın hastanını nabzının alamaması üzerine arrest şüphesi ile mavi kod alarmı verildiği ve yapılan tüm müdahalelere rağmen hastanın öldüğü, yakınlarının isteği üzerine otopsi yapılmadan defnedilmesi nedeni ile ölüm nedeninin bilinmediği olayda; Her ne kadar Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 08.06.2016 tarihli 101-01.02-16/53936/3032 sayılı raporu ile mevcut tıbbi belgelere göre kişinin muayene takip ve tedavisini yapan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline atfı kabil kusur bulunmadığı bildirilmiş ise de, aynı raporda “…zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, mikroskopik, toksilojik serolojik inceleme de yapılmamış olduğundan; kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinmediği…” şeklindeki açıklama ile 11.04.2016 tarihli 9 uzman doktor tarafından imzalanan Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyon Raporu Formunda özetle “…merhume …’ın ölümünden sonra yapılan ultrasonografide fetüsün batın içinde olduğunun görüldüğü, hastaneye giriş tarihinde hastanın Hb 10.5 gram iken, öldüğünde Hb değerinin 7.5 gram olmasının da rahimin yırtılarak rahim içindeki fetüsün batına geçtiği ve hastada kan kaybı olduğunun göstergesi olduğu, Uterin rüptür sonrası kanamasının bu tedavide olabilecek komplikasyonlardan biri olduğu, ancak hastanın hekim tarafından yakın takip edilmesi, semptom ve şikayetlerin yakından takibi halinde bu durumun önlenebilir olduğu…” şeklindeki açıklamaları dikkate alındığında, … ’ın ölümünde tedaviyi yapan ve takip eden hekim ve sağlık personellerinin tıbbi açıdan kusurlarının bulunup bulunmadığı, kusurları varsa hangi eylemlerinden dolayı kusurlu oldukları ve gerekli tıbbi müdahale yapılsa dahi ölüm neticesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususlarında gerektiğinde fethi kabir de yapılmak suretiyle, Yüksek Sağlık Şurasından ya da üniversitelerin ilgili bölümünden yeniden rapor alınarak, ortaya çıkacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturmaya dayalı olarak Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.02.2017 tarihli, 2016/22954 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verildiği anlaşıldığından, anılan karara karşı yapılan itirazın belirtilen şekilde inceleme yapılmasından sonra sonuçlandırılması yerine reddine ilişkin Bakırköy 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 08.03.2017 tarihli ve 2017/1060 değişik iş sayılı kararında isabet görülmemiş olup,
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Bakırköy 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 08.03.2017 tarihli ve 2017/1060 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde Sulh Ceza Hâkimliğince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.