Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2017/4 E. 2017/3304 K. 19.04.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/4
KARAR NO : 2017/3304
KARAR TARİHİ : 19.04.2017

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık
Hüküm : Her iki sanık hakkında; 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi uyarınca Beraat

Germencik Asliye Ceza Mahkemesinin 04/06/2015 tarih, 2015/24 – 2015/673 sayılı direnme kararı, 6763 sayılı Kanunun 36. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 307. maddesinin 3. fıkrası uyarınca Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından Dairemize gönderilmekle, dosya yeniden incelenerek gereği düşünüldü:
Dairemizin 13/11/2014 tarih, 2013/25954 Esas, 2014/22700 Karar sayılı bozma ilamı sonrası verilen inceleme konusu hükmün, ilk hükümde yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile verilmiş yeni hüküm olduğu ve direnme kararı niteliği taşımadığı kabul edilerek yapılan incelemede;
1- 2863 sayılı Kanunun “İzinsiz müdahale ve kullanma yasağı” başlıklı 9. maddesinde, “Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşai ve fiziki müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşai ve fiziki müdahale sayılır” düzenlemesinin yer aldığı, Anayasa Mahkemesinin 13/10/2012 tarih ve 28440 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 11/04/2012 tarih ve 2011/18 Esas, 2012/53 sayılı kararı ile, sözü edilen düzenlemenin, Anayasanın mülkiyet hakkına ilişkin 35. maddesine ve temel haklara getirilen sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması ve hakkın özüne dokunmaması gerekliliğine ilişkin 13. maddesine aykırı olmadığına ve iptali isteminin reddine hükmedildiği;
Dolayısıyla, Dairemizin 13/11/2014 tarih, 2013/25954 Esas, 2014/22700 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, Yüksek Mahkemece “mülkiyet hakkı ihlali” iddiasının kabul edilmediği, ancak, hukuk devletinin temel ilkelerinden olan “belirlilik ilkesi” ne göre, kişilerin maliki bulundukları taşınmazların korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı niteliğiyle tescilli olduğunu ya da sit alanı içerisinde kaldığını öğrenmeleri gerektiği hususunun vurgulandığı, iptal hükmündeki gerekçeler doğrultusunda, 2863 sayılı Kanunun “tespit ve tescil” başlıklı 7. maddesinin 6498 sayılı Kanun ile değiştirildiği, buna göre, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin tescil kararlarının, 7201 sayılı Tebligat Kanunu uyarınca maliklere tebliğ edilmesi; sit alanlarının, tabiat varlıklarının ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin tescil kararlarının da Resmî Gazete’de yayımlanmakla birlikte, Bakanlığın internet sayfasında bir ay süreyle duyurulması gerektiği; belirtilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından ise, tescil tarihi itibariyle yürürlükte olan mevzuata göre, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılacağı;
Diğer yandan, arkeolojik sit alanlarında yapılabilecek ve yapılamayacak fiiller, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 05/11/1999 tarih ve 658 sayılı Arkeolojik Sitler Koruma ve Kullanma Koşulları hakkındaki ilke kararında tek tek sayıldığından, belirtilen hususta şahıslara ayrıca bildirimde bulunulması gerekmediği, sözü edilen ilke kararının (1) numaralı bendinde 1. derece arkeolojik sit alanlarının, “korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanları” olarak tanımlandığı, aynı bendin (c) ile numaralandırılan alt bendinde, “höyük ve tümülüslerde toprağın sürülmesine dayanan tarımsal faaliyetlerin kesinlikle yasaklanmasına, ağaçlandırmaya gidilmemesine, yalnız mevcut ağaçlardan ürün alınabileceğine” karar verildiği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; suça konu taşınmazın 2/3 hissesinin, sanık …’nin kardeşi … tarafından 07/08/2007 tarihinde satın alındığı, 1/3 hissesinin ise sanık …’in babası Ahmet Adnan Üretmen tarafından 02/03/1990 tarihinde “taksim” yoluyla edinildiği, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesine “1. derece sit alanıdır” şerhinin 06/03/1997 tarihinde konulduğu, ayrıca Germencik Belediyesi tarafından düzenlenen 27/01/1997 tarihli hoparlör duyuru tutanağına göre, Magnesia ören yerine ilişkin tescil kararının, hoparlör ile beş kez duyurulmak ve belediye ilan tahtasına asılmak suretiyle ilan edilmiş olduğu, sanık …’nin Cumhuriyet Savcılığında müdafii huzuru ile verdiği ifadede, arazinin 1. derece sit alanı olduğunu bildiğini söylediği, sanık …’in ise aşamalardaki savunmalarında, bölgenin niteliğinden haberdar olmadığını beyan ettiği, buna karşılık, adı geçen sanığın eylemini tespit eden 09/04/2009 tarihli müze uzman raporunda, ören yeri görevlilerinin uyarılarına rağmen arazi sahibinin fidan dikim işini sürdürdüğünün öğrenildiği hususuna yer verildiği, sanık … hakkındaki birleşen dosya kapsamında 23/12/2009 tarihinde icra edilen keşfe katılan mahalli bilirkişilerin, “1985 yıllarından sonra buralar sit alanı diye duyduk” şeklinde beyanda bulundukları, tüm bu bilgi, belge ve beyanlar birlikte değerlendirildiğinde, atılı suçun manevi unsurunun her iki sanık yönünden de oluştuğu sonucuna varılacağı, sanık …’nin, suça konu taşınmazın kendi kullanımındaki bölümünün çevresine beton direklere bağlanan kafes tel çekip, alan girişine çelik konstrüksiyondan yapılmış bir kapı yerleştirmek ve taşınmazı kısmen tesviye edip sekiler oluşturmak; sanık …’in de yukarıda sözü edilen ilke kararına aykırı şekilde, 1. derece arkeolojik sit alanı içerisindeki tümülüs üzerine yeni zeytin fidanları dikmek suretiyle alana izinsiz fiziki müdahalede bulundukları anlaşılmakla; 2863 sayılı Kanunun 65/1. maddesi uyarınca sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, atılı suçun unsurlarının oluşmadığı ve suç kastlarının bulunmadığı gerekçesiyle beraatlerine hükmedilmesi kanuna aykırı,
2- Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin gösterilmemesi,
İsabetsiz olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 19/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.