YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/12002
KARAR NO : 2021/7555
KARAR TARİHİ : 02.11.2021
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Olay tarihinde kesici delici aletle yaralanan …’ın, sanığın çalıştığı … Atatürk Devlet Hastanesi’ne saat 06:30’da getirildiği, hastanede takip ve tedavisi sırasında saat 08:20’de öldüğü, sanığın bu hastanede ortopedi uzmanı olarak görevli olduğu ve olay tarihinde icap nöbetçisi olup, hastaneden saat 07:00 sıralarında çağrıldığı, yaralının ölümünün kesici delici alet yaralamasına bağlı büyük damar iç organ harabiyeti ve kanamadan meydana gelmiş olduğu, Adli Tıp Genel Kurulunun 22.05.2014 tarihli, 463 sayılı raporu ile “adli ve tıbbi belgelere göre uzman doktor …’ın damar yaralaması ön tanısı ile sevki yapılan hastaya damar cerrahi konsültasyonu istememesi, vital bulgularının sık aralıklarla kontrolünü önermemesi ve damar kesisi olup olmadığı yönünde araştırma yapmaması nedeniyle kusurlu olduğunun oybirliğiyle mütalaa edilmiş olup ölüm ile sanığın kusurlu eylemleri arasında illiyet bağı olup olmadığına yönelik olarak uzman bilirkişi heyetinden alınan 26.06.2015 tarihli bilirkişi heyet raporuna göre “Kişinin ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar ve iç organ yaralanmasından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu ve kişinin vücudunda tarif edilen 2 (iki ) adet kesici delici alet yarasının her birinin başlı başına ölüm meydana getirecek nitelikte olduğu, Op.Dr….’ın damar cerrahi konsültasyonu istememesi ve sık aralıklarla nabız, tansiyon gibi vital bulgular ile kan sayımı kontrolünü önermemesi nedeniyle kusurlu olduğu, kişiye, hastanede vaktinde tanı konularak gerekli cerrahi tedavinin yapılması durumunda kurtulma ihtimali bulunduğu gibi, zamanında müdahale edildiğinde kurtulamama ihtimalinin de bulunduğu oyçokluğu ile belirtilmiş olup;
Tüm bu belirlemeler karşısında; sanık hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olmak suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sırasında, her ne kadar dosyada içeriğine göre sanığın kusurlu eylemi ile ölüm nedeni arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı tereddütsüz ve şüpheden uzak bir şekilde kurulamadığı, bu nedenle, sanığın eyleminin “taksirle öldürme” suçunu oluşturmayacağı, ancak Adli Tıp raporu ve bilirkişi heyet raporunda da belirtildiği üzere sanığın “damar cerrahi konsültasyonu istemesi ve sık aralıklarla nabız, tansiyon gibi vital bulgular ile kan sayımı kontrolü yapması gerekirken, bunları yapmamak şeklindeki eksik ve kusurlu eyleminin” TCK’nın 257/2. maddesindeki ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu anlaşılmakla;
Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem, 5237 sayılı TCK’nın 257/2. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suçun TCK’nın 66/1-e. maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu sürenin 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağı, soruşturma izninin talep edildiği 20/12/2011 tarihi ile izin kararının itiraz incelemesinden geçerek kesinleştiği 20/06/2012 tarihi arasındaki sürede zamanaşımı durmuş ise de; suç tarihi olan 31/03/2008 tarihinden itibaren TCK’nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı, durma süresi de hesaplandığında inceleme tarihinden önce 01/10/2020 tarihinde gerçekleşmiş olmakla, hükmün gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, TCK’nın 66/1-e, 67/4, CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının DÜŞMESİNE, 02.11.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.