Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2019/6378 E. 2023/4462 K. 26.10.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/6378
KARAR NO : 2023/4462
KARAR TARİHİ : 26.10.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/418 Esas 2015/570 Karar
SUÇ : 2863 sayılı Kanuna muhalefet
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Mersin 15. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.11.2015 tarihli ve 2014/418 Esas, 2015/570 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçundan, 2863 sayılı Kanun 65 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinini ikinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 51 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi gereğince 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz isteği;
1-Verilen kararın usul ve Yasaya aykırı olduğuna,

2-Bilirkişi raporlarının yetersiz olduğuna,

3-Suça konu alana ilişkin sit kararının iptali için başvuruda bulunduklarını, yerel mahkemenin bu sonucu beklemesi gerektiğine,

4-Sanığın suça konu alanın sit alanı olduğunu bilmediğine, buna ilişkin herhangi bir ilan yapılmadığına bu nedenler suç işleme kastının olmadığına ilişkindir.

Katılan vekilin temyiz isteği;
Sanık hakkında mahkumiyet hükmü verilmiş olmasına rağmen katılan idare lehine vekalet ücreti hükmedilmemesinin usul ve Yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
A. Yerel Mahkemenin Kabulü; “İddia, sanık savunması, müşteki kurum vekili beyanı, yapılan keşif ve keşif sonucu bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapor içeriği ve tüm dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde; Mersin ili Akdeniz ilçesi Kazanlı Mahallesinde kain, 366 ada 180-189 nolu parseller, 444 ada 1- 6 parseller, 443 ada 1-6 parseller, 442 ada 1- 5 parseller ile 441 ada 1 parsel nolu taşınmazların, sanık tarafından, büyük çoğunluğu serada üretim, kapama narenciye, kapama meyve bahçesi ile açıkta sebze üretimi ve tarla olarak ziraii üretimde kullanıldığı, yapılan keşif ve keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporları ile söz konusu taşınmazların, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 01/10/1999 tarih ve 3522 sayılı kararıyla Deniz kaplumbağları üreme alanı birinci derece doğal sit alanı olarak ilan edilen yerde kaldığı, 2863 sayılı yasanın 9.maddesi ile ; Koruma yüksek kurulunun ilke kararları çercevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaai ve fiziki müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma kazı veya benzeri işler inşai veya fiziki müdahale sayılır, ”düzenlemesinin getirildiği, sanığın da yukarıda belirtildiği şekilde birinci derece doğal sit alanı olarak tescil edilen alanda tarımsal faliyette bulunmak suretiyle fiziki müdahalede bulunduğu anlaşılmakla, sanığın sübut bulan eyleminden dolayı 2863 sayılı Kanun’un 65 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir. “

B. Sanık Savunmasında;” Olayla ilgili olarak daha önce vermiş olduğum ifadelerimi aynen tekrar ederim, iddianamede bahsedilen suça konu yer annem … aittir, ondan da tek çocugu olarak bana kalmıştır, bu yer 1990’larda kum ocağı olarak annem ve ortağı Abdulgani İyioğlu tarafından işletiyordu, 2000 yılında burası kapandı, kapandıktan sonra buralar toprakla dolduruldu, burada herhangi bir şekilde doğal göl söz konusu değildir, kum ocağı işletilirken çıkan sular olmuştur, daha sonra burası doldurulmuştur, daha sonra annem … tarafından mandalina ve şeftali ağaçları dikildi bir kısımında ben mandalina ve şeftali ağaçları dikerek bahçe haline getirdi, müsnet suçlamayı kabul etmiyorum, beraatimi isterim dedi. ” şeklinde beyanda bulunmuştur.

C. Mahkemece 12.06.2015 tarihinde suç mahallinde keşif yapılmış akabinde fen, arkeolog ve ziraat bilirkişilerce rapor tanzim edilmiştir.

IV. GEREKÇE
İhbar üzerine Mersin Tabiat Varlıklarını Koruma Şube Müdürlüğü’nün 04.11.2013 tarihinde mahallinde yapmış olduğu inceleme neticesinde; sanığın deniz kaplumbağaları üreme alanı ve I. derece doğal sit alanı içerisinde kalan araziyi izinsiz olarak narenciye bahçesi olarak düzenlediğinin tespit edilmesi üzerine hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kamu davası açıldığı anlaşılmakla;

2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazetede yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;

Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;

Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ – yayım – internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh – ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;

Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;

Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği;

Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilmediğine dair savunmaları karşısında; taşınmaza ait tapu kaydı dosya arasına getirtilerek beyanlar hanesine şerh düşülüp düşülmediğinin, dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik gibi kurumlardan sorulması, aynı zamanda sit kararının Resmi Gazete’de ilan edilip edilmediğinin araştırılması, dava konusu yerin sit alanı olduğunun bölge halkı tarafından bilinip bilinmediği hususunun kolluk vasıtası ile araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi,

Kabule göre de ;
A.Anayasa Mahkemesinin, TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24/11/2015 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmemesi,

B. Kendisini vekille temsil ettiren katılan kurum lehine vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Mersin 15. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.11.2015 tarihli ve 2014/418 Esas, 2015/570 Karar sayılı Kararına yönelik katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

26.10.2023 tarihinde karar verildi.