Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2020/4998 E. 2023/3887 K. 11.10.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/4998
KARAR NO : 2023/3887
KARAR TARİHİ : 11.10.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/682 E., 2016/349 K.
SUÇ : Taksirle öldürme
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Serik 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.04.2016 tarihli ve 2015/682 Esas, 2016/349 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 18.200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 2 yıl süre ile sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 16.09.2020 tarihli ve 2016/260825 sayılı onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1.Sanık müdafiinin temyiz isteminin sanığın asli kusurlu olmadığına, ölen motosiklet sürücünün kazada kusurlu olduğuna, sanık hakkında haksız yere alt sınırdan uzaklaşılarak fazla ceza verildiği, zarar konusunda mahkemenin bir araştırma yapmadığı ve sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.

2.Katılan vekilinin temyiz isteminin sanık hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiği ve sanık hakkında takdiri indirim hükümlerinin uygulanmaması ve hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesi gerektiğine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
1.Olay günü 09.10.2015 tarihinde gündüz saat 15:15 sıralarında sanığın sevk ve idaresindeki … plaka sayılı kamyonet ile … Caddesini takiben geldiği kavşak mahallinde, … Caddesinin … Mahallesi istikametine sola dönüşle giriş yapmak istediği sırada, … Mahallesi istikametinden düz seyirle gelen sürücü …’ın sevk ve idaresindeki … plaka sayılı motosiklet ile çarpışmaları neticesinde ölümlü trafik kazası meydana gelmiştir.

2. Otopsi raporuna göre ölen motosiklet sürücünün ölüm sebebinin kafa, göğüs ve sol bacak parçalı kırık travmasına bağlı solunum ve dolaşım durmasından meydana geldiği tespit edilmiştir.

3. Meydana gelen kaza akabinde kaza tespit tutanağında sanığın sola dönüş kurallarına riayet etmemekten kusurlu olduğu, ölen motosiklet sürücünün ise hızını hava, yol, görüş ve trafik koşullarına göre azaltmamaktan kusurlu olduğu tespit edilmiştir.

4. Soruşturma aşamasında keşif üzerinde trafik bilirkişisinden alınan rapora göre, sanık kavşaklarda geçiş önceliğine uymama kuralından birinci derecede asli kusurlu, ölen motosiklet sürücüsü hızını hava, yol, görüş ve trafik koşullarına göre azaltmamaktan tali kusurlu olduğu tespit edilmiştir.

5. Mahkemece alınan Adli Tıp Kurumu raporuna göre; sanık sevk ve idaresindeki kamyonet ile gündüz vakti seyirle olay yeri kavşağa gelip sola dönüşle bölünmüş yol olan … Caddesine giriş yapacağı sırada yola gereken dikkatini vermemiş, yolu etkin şekilde kontrol etmesi ve bu yol üzerinden gelen araçlara ilk geçiş hakkını verip güvenli ortam oluştuktan sonra yola giriş yapması gerekirken bunu yapmayıp, yaklaşmakta olan motosikletin seyir yoluna giriş yapmasıyla neden olduğu olayda dikkatsizliği, tedbirsizliği ve kurallara aykırı hareketleriyle asli kusurlu, ölen motosiklet sürücü ise sevk ve idaresindeki motosiklet ile seyir halinde iken hızını mahal ve kavşak şartlarına göre ayarlayarak müteyakkız seyirle kavşağa yaklaşması gerektiği halde bunu yapmamış olup bu şekildeki seyri nedeniyle fren tedbirinde yetersiz kaldığı olaydaki oluş şartlarında kurallara riayetsizliği ile alt düzeyde tali kusurlu olduğu tespit edilmiştir.

IV. GEREKÇE
1.Serik 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.04.2016 tarihli 2015/682 Esas 2016/349 Karar sayılı kararında asli kusurlu olarak bir kişinin ölümüne neden olan sanık hakkında, yeterli, yerinde ve kanuni gerekçelerle temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak 3 yıl hapis cezası olarak belirlenmesinin, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı, hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygun olduğu anlaşıldığından, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temel ceza miktarına ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.

2. Dosya kapsamında alınan ve keşfe binaen soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporu ile Adli Tıp Kurumu raporunda sanığın asli kusurlu olduğunun tespit edildiği, oluş ve dosya kapsamının birbiri ile uyumlu olduğu, kusur durumunu kesin bir şekilde tespit edildiği anlaşılarak, sanık müdafinin kusura ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

3.Gerek öğreti gerek yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan kabullere göre öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği durumda bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülmediği hâllerde ise basit taksir söz konusu olacaktır. Temyize konu somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde; sanığın, güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olduğuna, yasal hız sınırının en az iki katı üzerinde bir süratle seyrettiğine ya da kusur durumuna ilişkin raporlarda belirtilen dışında bir kural ihlâli yaptığına ilişkin herhangi bir tespit olmadığı gibi neticeyi öngördüğüne ve meydana gelen sonucu kayıtsız kalarak kabullendiğine dair de dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmaması karşısında, bilinçli taksirin uygulanma koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, katılan vekilinin sanık hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.

4. 5237 sayılı Kanun’un 50 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince, taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezasının uzun süreli de olsa, diğer koşulların varlığı halinde adli para cezasına çevrilebileceği, temyize konu ilk derece mahkemesinin 5237 sayılı Kanun’un 50 nci maddesinin sanık hakkında uygulanmasına karar verirken, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, suçun işlenmesindeki özellikler, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanıldığı anlaşılarak, katılan vekilinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

5. 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurulabilir.” şeklindeki düzenleme uyarınca mahkemece sanığa verilen cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri gerekçe gösterilerek takdiri indirim uygulanmış olmasında herhangi bir hukuka aykırı bulunmamış olup, katılan vekilinin bu hususa ilişkin bozma istemi yerinde görülmemiştir.

6. 5237 sayılı TCK’nın 53/6. maddesinde, belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceği düzenlendiği; sanığın sürücü belgesi bilgilerinin incelendiğinde, aynı belge numarası adı altında hem C sınıfı hem de A2 sınıfı sürücü belgesinin bulunduğu, sanık hakkında bu madde hükümlerinin uygulanmasına karar verilirken, yargılamaya konu kazayı idaresindeki kamyonet ile yaptığı ve bu nedenle sanığın somut olaya konu taksirle öldürme suçu sebebiyle C sınıfı sürücü belgesinin geri alınabileceği gözetilmeden, sanığa ait sürücü belgesinin ilgili madde hükmünün amacına aykırı şekilde geri alınmasına karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmuş, Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün bulunduğundan bozma sebebi sayılmamıştır.

7. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, dosya kapsamında sanığın kusur durumu ile bilinçli taksir hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunmadığı, cezanın süresi ve zararın giderilmemiş olması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılamayacağı, anlaşıldığından, sanık müdafi ve katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde (6) numaralı bentle açıklanan nedenle Serik 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.04.2016 tarihli 2015/682 Esas 2016/349 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; mahkemenin takdiri de göz önüne alınarak hükmün 6 ıncı fıkrası çıkarılarak yerine “sanığın asli kusurlu oluşu dikkate alındığında sanığın 17.11.1995 tarih ve 19542 ehliyet numaralı, J674287 numaralı “C” sınıfı sürücü belgesinin TCK 53/6 maddesi uyarınca takdiren 2 yıl süreyle geri alınmasına” ibaresinin eklenmesi suretiyle, hükmün Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.10.2023 tarihinde karar verildi.