YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/2495
KARAR NO : 2022/78
KARAR TARİHİ : 11.01.2022
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dairemizin bozma kararı üzerine mahkemece bozmadan önce verilen kararda yer verilmeyen yeni gerekçeler gösterildiği ve bu itibarla mahkemenin verdiği kararın direnme kararı olmayıp bozmaya uyularak verilen yeni bir karar olduğu Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21/11/2017 tarih 2017/12-456 esas 2017/488 sayılı kararından anlaşılmakla,
Dairemizin bozma ilamı ile “olay günü sanığın aldığı alkolün etkisi ile diğer sanık Kiyasettin ile birlikte, ilçe merkezinde daha önceden tanıdığı ve köftecilik yapan 38 yaşındaki ölen … ile başlayan tartışmanın karşılıklı itişip kalkışmaya dönüşmesi, sanığın ölene yumruk ve tekme atması sonucu ölenin yere düştüğü ve fenalaşarak öldüğü olayda; 16.07.2014 tarihli 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda “….olayın gelişimi ve otopside saptanan bulgular birlikte değerlendirildiğinde kendisinde kalp hastalığı bulunduğu anlaşılan kişinin ölümünün ani kalp ölümü sonucu meydana gelmiş olduğu oy birliğiyle mütalaa olunur.” şeklindeki raporu ve sanığın yakalama emri ile mahkemesinde alınan 20.09.2015 tarihli duruşmada verdiği ifadesinde “…ben Fatih’in kalp hastası olduğunu biliyordum, yakından tanıdığım için bütün hastalıklarını da biliyordum….” şeklindeki ifadesi ile kalp hastası olduğunu bildiği Fatih’i TCK’nın 86/2. maddesi kapsamında basit tıbbi tedavi ile giderilebilir nitelikte yaralaması ile neticeyi öngördüğü, suç ve cezaların yasallığı ilkesi uyarınca sanık hakkında TCK’nın 87/4. maddesinin uygulanmayacağı, öngörülebilen bu netice bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne uymayan sanık hakkında, eyleminde bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu, tayin olunan cezasında bu nedenle 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesi uyarınca arttırım yapılması gerektiği” gerekçesi ile bozulduğu,
Bozma ilamına uyan mahkemece sanığın bozma sonrası alınan savunmasında özetle: “Ben…amcayı aynı mahallede olmamızdan dolayı 5-6 yaşımdan beri tanırım, olayın olduğu tarihte ben henüz 19 yaşımdaydım,…amca ise yaklaşık 40 yaşındaydı, ben kendisinin kalp hastası olduğunu önceden bilmiyordum, olay yaşandığı gece orada bulunan polis memurları ve ailesinden şahıslar daha önce kalp krizi geçirdiğini, kalp hastası olduğunu, tansiyonu ve şekerinin olduğunu söylemesi üzerine kalp hastası olduğunu öğrendim, her ne kadar daha önceki beyanlarımda…amcanın kalp hastası olduğunu bildiğimi söylemiş isem de olayın yaşandığı gece…amca öldükten sonra ben bu durumu öğrendim, bu sebeple mahkemece alınan savunmamda kendisinin kalp hastası olduğunu bildiğimi söyledim” şeklindeki savunması doğrultusunda mahkemenin sanığın neticeyi öngöremediği, savunmasının aksine delil olmadığı gerekçesi ile bilinçli taksir hükümlerini uygulamadığı anlaşılmakla;
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin illiyet bağının olmadığına, sanığın ölene karşı basit yaralama şeklinde eylemi olmadığına, ölenin dengesini kaybetmesi sonucu düştüğüne; katılanlar vekilinin cezanın az olduğuna, mahalli Cumhuriyet savcısının ise sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanığın öleni uzun süredir tanıması, ölenin ilçede köftecilik yaptığı ve kalp hastası olduğunu sanığın mahkemede alınan bozma öncesi savunmasında bildiğini söylemesi karşısında, bozma ilamı sonrası savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğundan, tayin olunan cezasında 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesi uyarınca arttırım yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı gerekçe ile eksik ceza tayini;
2-5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesindeki hak yoksunluklarının taksirli suçlarda uygulama olanağı bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkında anılan madde ile hak yoksunluğuna hükmedilmesi,
3-TCK’nın 50/4, 50/1-a. maddelerinde, taksirli suçlardan dolayı hükmolunan uzun süreli hapis cezasının, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre, adli para cezasına çevrilebileceği belirtildiği, tam kusurlu olduğu tespit ve kabul edilen sanık hakkında hükmolunan uzun süreli hapis cezasının, TCK’nın 50/4. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmemesinde “Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının miktarı göz önüne alınarak verilen hapis cezasının süresi itibari” şeklindeki yasal olmayan gerekçe ile TCK’nın 50. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii ve katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11.01.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.