YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/5977
KARAR NO : 2023/4156
KARAR TARİHİ : 18.10.2023
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/2613 E., 2022/2725 K.
SUÇ : Taksirle öldürme
HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.07.2022 tarihli ve 2021/174 Esas, 2022/319 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin ikinci fıkrası, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 4 yıl 6 ay süre ile geri alınmasına ve mahsuba karar verilmiştir.
2. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 24.11.2022 tarihli ve 2022/2613 Esas, 2022/2725 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin, katılanlar Ömer, Gülhan, Bekir ve Hasan vekilinin istinaf başvuruları üzerine yapılan incelemede 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve aynı Kanun’un 303 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesinin kararındaki sanığın sürücü belgesinin geri alınması süresine ilişkin hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
3. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özet olarak; sanık müdafiinin ve katılanlar …, …, … ve … vekilinin temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren 16.01.2023 tarihli ve 2022/163197 sayılı Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
4. Dairemizin 21.06.2023 tarihli ve 2023/194 Esas, 2023/2293 Karar sayılı kararı ile temyiz incelemesine konu gerekçeli kararın usûlüne uygun şekilde katılan … vekiline tebliği ile tebliğ – tebellüğ evrakının ve hükmü temyiz etmesi durumunda temyiz dilekçesinin dava dosyasına eklenmesi ve bu durumda ileri sürülen yeni temyiz istemi hakkında ek Tebliğname düzenlenmesinden sonra dava dosyasının, geri gönderilmek kaydıyla, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir.
5. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.09.2023 tarihli ve 2023/103759 sayılı Tebliğnamesiz gönderme yazısı ile Dairemizin 21.06.2023 tarihli ve 2023/194 Esas, 2023/2293 Karar sayılı kararında açıklanan eksikliğin giderildiği belirtilerek dava dosyası tekrar Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılanlar Vekilinin Temyiz Sebepleri
1. Sanığın müteveffa ile husumetli olduğu, olayın ıssız bir yol kesitinde gerçekleştiği, sanığın bilerek çarptığı müteveffayı olay mahallinde bırakarak ölümüne bilerek ve isteyerek sebep olduğu açıklandığı hâlde bu yönde detaylı bir soruşturma yapılarak tanık ifadelerine başvurulması yerine eksik araştırma ve inceleme neticesinde sanık hakkında taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğuna,
2. Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 83 üncü maddesinde tanımlanan kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçundan hüküm kurulması gerekirken, sanığın sübut bulan eylemi olası kastla işlediği de gözetilmeden, suçun bilinçli taksirle işlendiği kabul edilip, suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne,
3. Temel cezanın alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak üst sınıra yakın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmediğine,
4. Sanık hakkında koşulları oluştuğu halde 5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinde düzenlenen tekerrür hükümlerinin uygulanmamasının isabetsiz olduğuna,
5. Re’sen dikkate alınacak diğer nedenlerle hükmün bozulması gerektiğine, İlişkindir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri
1. Ölenin hastane ve doktor hatası sonucu yaşamını kaybetmiş olabileceği göz ardı edilerek, ölenin ölümü ile yargılamaya konu trafik kazası arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususu tereddütsüz şekilde ispatlanmadan eksik araştırma ve inceleme neticesinde sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğuna,
2. Sevk ve idaresindeki tescilsiz motosiklet tipi araca koruyucu başlık takmadan binen ve arkasındaki yolcuyu da kask taktırmadan araca bindirip, hız sınırına da uymayan ölenin kusuru dikkate alınmadan, sanığın asli kusurlu olduğunun kabulüyle hakkında beraat yerine yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulmasının isabetsiz olduğuna,
3. Temel cezanın alt sınırdan belirlenmesi gerektiğinin gözetilmediğine,
4. Sanık hakkında yasal ve yeterli olmayan gerekçelere dayalı olarak 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin uygulanmadığına,
5. Re’sen dikkate alınacak diğer nedenlerle hükmün bozulması gerektiğine, İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. İlk Derece Mahkemesince, 24.11.2020 tanzim tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağı ve tutanakta yer alan kaza yeri krokisi, 25.11.2020 tanzim tarihli olay yeri inceleme raporu ve ekindeki olay yeri krokisi, kaza öncesi, kaza anı ve kaza sonrasına ilişkin olay yeri çevresindeki bir ev ve iş yerinin kameralarınca kaydedilen görüntüler ve görüntülerin çözümüne ilişkin kolluk görevlilerince düzenlenen 26.10.2020 ve 04.12.2020 tarihli kamera görüntüsü izleme tutanakları, kazaya karışan sürücülerin alkollü olup olmadığını tespite yönelik 25.11.2020 tarihli alkol raporu ve tıbbî laboratuvar tetkik sonuç raporu, ölen sürücünün ölüm sebebinin tespitine ilişkin Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15.12.2020 tarihli ölü muayene tutanağı ile Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 26.04.2021 tarihli otopsi raporu, mağdur yolcunun sağlık durumuna ilişkin raporlar, soruşturma evresinde trafik polisi bilirkişi tarafından hazırlanan bilirkişi raporu, kovuşturma evresinde alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 10.08.2021 tarihli raporu başta olmak üzere dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede;
Sanık sürücü Onur’un, sevk ve idaresindeki kamyonet ile 24.11.2020 tarihinde saat 22.30 sıralarında, açık havada, gece vakti, aydınlatması mevcut ve azami hız limitinin 30 kilometre/saat olarak belirlendiği yerleşim yeri içinde, platform genişliği 9 metre olan iki yönlü, 6,20 metre genişliğindeki iki şeritli, asfalt kaplama, yüzeyi kuru, yatay güzergâhı düz, düşey güzergâhı eğimsiz, görüşe engel bir durumun ve yol sorununun bulunmadığı caddede, sağ ön yolcu koltuğunda oturan tanık … ile birlikte seyir hâlindeyken, orta çizginin devamlı düz çizgi olarak işaretlendiği yolun karşı istikametine geçip, arkasına mağdur yolcu Mahmut’un oturduğu ölen sürücü Cengizhan yönetimindeki tescilsiz motosikletin seyir şeridini kapatarak, karşı istikamet şeridinde 9 metre fren izi bırakan idaresindeki aracın ön kısımlarıyla tescilsiz motosikletin ön kısımlarına çarpıp, olay yerini terk ettiği, araçların hızına ilişkin herhangi bir belirleme yapılmadığı, adli soruşturma kapsamında 25.11.2020 tarihinde saat 01.44’te yapılan ölçüme göre sanığın 1,96 promil alkollü olduğunun belirlendiği, ayrıca, sanığın, (B) sınıfı sürücü belgesinin mevcut olduğunun tespit edildiği, meydana gelen trafik kazası akabinde aynı gün saat 22.53 sıralarında 112 Acil Çağrı Merkezi görevlilerince hastaneye getirilen motosiklet sürücüsü Cengizhan’ın tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak, genel beden travmasına bağlı kafatası kırıkları ile birlikte beyin kanaması, beyin doku hasarı ve beraberinde gelişen komplikasyonlar sonucu 15.12.2020 tarihinde öldüğü, motosiklette yolcu olarak bulunan mağdur …’un ise hayat fonksiyonlarını ağır (6.) derecede etkileyen kemik kırığı oluşacak ve yaşamını tehlikeye sokacak biçimde yaralanarak sanıktan şikâyetçi olduğu, olayın başlangıç ve gelişim süreci ile sonuçlarının bu şekilde gerçekleştiği kabul edilmiştir.
2. Katılanlar Ömer, Gülhan, Bekir ve Hasan; ölen sürücü Cengizhan’ın babası, annesi ve kardeşleri olan şikâyetçiler Ömer, Gülhan, Bekir ve Hasan’ın duruşmanın 22.06.2021 tarihli ilk oturumunda davaya katılmalarına karar verilmiştir.
3. Katılan mağdur …; arkadaşı olan Cengizhan’ın yönetimindeki motosikletle 60 kilometre/saat hızla seyir hâlindeyken, karşı taraftan gelen kamyonetin bulundukları şerit üzerinden ilerlediklerini görünce arkadaşının diğer şeride doğru yönelip çarpışmayı önlemeye çalışmasına rağmen kamyonetin de aynı şeride yönelmesi sonucunda kamyonetin sağ ön far kısmının motosiklete çarptığını ve çarpmanın etkisiyle arkadaşıyla beraber motosikletten savrularak düştüklerini, kamyonetin ise birkaç saniye durup yoluna devam ettiğini, sanık sürücüyü öncesinde tanımadığını; ancak sanık sürücü ile ölen arkadaşının samimi olduklarını ve kazanın bilerek meydana geldiğini düşündüğünü, arkadaşının ölümüne ve kendisinin yaralanmasına neden olan sanıktan şikâyetçi olduğunu beyan etmiş, adı geçen şikâyetçi mağdurun talebine uygun olarak duruşmanın 22.06.2021 tarihli ilk oturumunda davaya katılmasına karar verilmiştir.
4. Sanık …; yönetimindeki kamyonetle yanında oturan tanık … ile birlikte seyir hâlindeyken, karşı taraftan gelen motosikleti dalgın ve alkollü olması nedeniyle son anda fark ettiğini, direksiyon manevrası yapmasına ve frene basmasına rağmen çarpışmayı önleyemediğini, motosiklet sürücüsü Cengizhan’ın arkadaşı olup aralarında önceye dayalı bir husumet bulunmadığını, çarpışmanın akabinde korkarak olay yerini terk ettiğini ve daha sonra kendiliğinden karakola gittiğini, pişman olduğunu beyanla soruşturma evresinde üzerine atılı suçlamayı kabul etmiş, kovuşturma evresinde ise; “… Araca binmeden önce 3 tane bira içmiştim ve alkollüydüm. Olayın meydana geldiği yer bir geliş bir gidiş şeritli köy yoludur. Kaza anında ben kendi şeridimden gidiyordum. Bu esnada karşı taraftan bir motosikletin benim şeridime girerek üzerime geldiğini fark ettim. Kazayı engellemek için sol şeride geçmeye çalıştığım anda iki şeridin ortasında trafik kazası meydana geldi. Bu aşamadan sonra olayın şokuyla ne yaptığımı hatırlamıyorum… Olaylar az önce belirttiğim şekilde meydana geldi. Daha önceki ifadelerimde geçen ‘Dalgınlığıma geldi’ ibarelerinin herhangi bir anlamı yoktur…” şeklindeki üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğine dair savunmasının yanı sıra sorulduğunda önceki ifadelerinin de doğru olduğunu beyan etmiştir.
5. Tanık …; amcaoğlu olan sanıkla birlikte alkol aldıklarını ve yola çıktıklarını, virajlı kesimde sanığın sol taraftaki şeride geçtiğini ve bu esnada karşıdan gelen motosiklet sürücüsünün çarpışmayı önlemek için şerit değiştirmek istemesi üzerine yolun ortasında kazanın meydana geldiğini, kazadan sonra el frenini indirerek aracı durdurmasına rağmen sanığın el frenini kaldırıp yoluna devam ettiğini ve köye geldiklerini, orada sanığın ağabeyine haber verdiğini ve onun da gelmesinden sonra karakola gidildiğini ifade etmiştir.
6. Kusur durumuna ilişkin olarak;
a) 24.11.2020 tanzim tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağında; sanığın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (2918 sayılı Kanun) 56 ncı maddesindeki şerit izleme ve değiştirme kurallarına uymaması nedeniyle asli ve tam kusurlu olduğu, motosiklet sürücüsünün kusurunun bulunmadığı,
b) Soruşturma evresinde trafik polisi bilirkişi tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda; sanığın, 2918 sayılı Kanun’un 84 üncü maddesinde asli kusur olarak sayılan aynı Kanun’un 56 ncı maddesindeki şerit izleme ve değiştirme kurallarına uymaması nedeniyle asli ve tam kusurlu olduğu, motosiklet sürücüsünün ve başkaca kişi ya da kurumun herhangi bir kusurunun bulunmadığı,
c) Kovuşturma evresinde alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 10.08.2021 tarihli raporunda; sanığın, yönetimindeki araçla orta çizginin devamlı düz çizgi olduğu yolda karşı istikamet şeridine geçip şerit ihlâlinde bulunarak motosikletin seyir şeridini kapatması nedeniyle asli kusurlu olduğu, ölen sürücünün ise kask takmış olması hâlinde kusursuz, kask takmamış olması hâlinde kendi ölümüyle neticelenen kazanın oluşumunda dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı ile alt düzeyde tali kusurlu olduğu,
Belirtilmiştir.
7. İlk Derece Mahkemesince, kusur durumuna ilişkin raporlara itibar edilip, kazanın oluşumunda sanığın asli kusurlu olduğu, ayrıca, güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olarak sevk ve idare ettiği araçla orta çizginin devamlı düz çizgi olduğu yolda karşı istikamet şeridine geçip, şerit ihlâlinde bulunarak, son anda frene basan sanığın bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilerek, bir kişinin ölümü ve bir kişinin nitelikli şekilde yaralanmasından dolayı sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 85 inci maddesinin ikinci fıkrasında tanımı yapılan taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
8. İlk Derece Mahkemesince, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kurulan mahkûmiyet hükmünde, “Suçun işlenmesindeki özellikler, sanıktaki taksirin yoğunluğu ve olay nedeniyle meydana gelen zarar” biçimindeki gerekçelerle temel ceza alt sınırdan uzaklaşılıp 6 yıl hapis cezası olarak belirlenmiş, suçun bilinçli taksirle işlenmesinden dolayı taksirin yoğunluğu gözetilerek hükmolunan cezada 5237 sayılı Kanun’un 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca (1/2) oranında artırım yapılıp, sonuç ceza 9 yıl hapis cezası olarak tayin edilmiş, “Suçun işlenmesindeki özellikler ve sanığın kusur durumu” biçimindeki gerekçelerle sanığın (B) sınıfı sürücü belgesinin hükmolunan cezanın yarısı olan 4 yıl 6 ay süre ile geri alınmasına karar verilmiş, hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler 5237 sayılı Kanun’un 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanığa hükmolunan hapis cezasından indirilmiş, “Sanığın sabıka kaydından tespit edilen olumsuz geçmişi” biçimindeki gerekçeyle 5237 sayılı Kanun’un “Takdiri indirim nedenleri” başlıklı 62 nci maddesi uygulanmamış, hükmedilen sonuç ceza gözetildiğinde, diğer kişiselleştirme kurumları olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme ve hapis cezasının adlî para cezası seçenek yaptırımına ya da diğer seçenek tedbirlere çevrilmesi hükümlerinin yasal engelden dolayı uygulanamayacağı sonucuna varılmıştır.
9. Sanığın, adlî sicil kaydı ve resmî nüfus kayıt örneği dava dosyasında mevcut olup, kaza tarihinde 26 yaşını doldurduğu ve daha önce alkollü olarak … kullanmasından dolayı hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkûmiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları verildiği anlaşılmıştır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda bir isabetsizlik görülmediği; sanığın sürücü belgesinin 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca üç yıldan fazla olmamak üzere geri alınabileceğinin gözetilmemesi biçiminde tespit edilen hukuka aykırılığın ise 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve aynı Kanun’un 303 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümdeki sanığın sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin bölümde yer alan “4 yıl 6 ay” ibarelerinin “3 yıl” ibareleri ile değiştirilmesine karar verilmek suretiyle İlk Derece Mahkemesinin kararındaki hukuka aykırılığın düzeltildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Eksik İncelemeye İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Dosyada mevcut 24.11.2020 tanzim tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağı ve tutanakta yer alan kaza yeri krokisi, 25.11.2020 tanzim tarihli olay yeri inceleme raporu ve ekindeki olay yeri krokisi, kaza öncesi, kaza anı ve kaza sonrasına ilişkin olay yeri çevresindeki bir ev ve iş yerinin kameralarınca kaydedilen görüntüler ve görüntülerin çözümüne ilişkin kolluk görevlilerince düzenlenen 26.10.2020 ve 04.12.2020 tarihli kamera görüntüsü izleme tutanakları, ölen sürücünün ölüm sebebinin tespitine ilişkin Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15.12.2020 tarihli ölü muayene tutanağı ile Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 26.04.2021 tarihli otopsi raporu, tanık …’in anlatımı birbirleriyle uyumlu olup, sanıkla ölen arasında önceye dayalı herhangi bir husumetin bulunmadığı da gözetildiğinde, sübuta yönelik gerekli araştırma ve incelemelerin yapıldığı, dava dosyasının tekemmül ettirildiği, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, bu bağlamda maddî sorunun isabetli bir şekilde tespit edilerek, motosiklet sürücüsünün meydana gelen trafik kazasından dolayı öldüğünün kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin ve katılanlar vekilinin eksik incelemeye ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Suç Vasfına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
Başlangıç ve gelişim süreci ile sonuçları Olay ve Olgular başlığı altında (A-1) paragrafında ayrıntılı olarak açıklanan somut olayda; kazadan yaklaşık 3 saat 14 dakika sonra yapılan ölçümde 1,96 promil alkollü olduğu belirlenen ve kandaki alkol oranının her saat için ortalama 0,15 promil azaldığına dair Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunun raporlarında yer alan yerleşmiş kabulüne göre olay anındaki alkol düzeyi yaklaşık 2,41 promil olan sanığın, güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak ölçüde alkollü olmasına rağmen direksiyon başına geçip, yönetimindeki aracı sürmeye devam ettiği, sürüşle ilgili becerilerinde azalma olduğu ve bu hâli ile yaralama ya da ölüme neden olabileceğini öngördüğü hâlde tecrübesine, şoförlük yeteneklerine, gece olması nedeniyle trafiğin az olacağına, özellikle de şansına güvendiği, böyle bir zanla objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek, şerit değiştirmenin yasak olduğunu gösteren orta çizginin devamlı düz çizgi olarak işaretlendiği iki yönlü yolun karşı istikametine geçip, bir kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan trafik kazasına neden olduğu, bununla birlikte son anda sağa direksiyon manevrası yapıp, frene basarak, çarpışmayı önlemeye çabaladığı, meydana gelen sonucu kabullenmediği ve arzulamadığı, bu nedenle olası kastın uygulanma koşullarının oluşmadığı, gerçekleşmesini istemediği ancak öngördüğü sonucun meydana gelmesini engelleyecek şekilde objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmayan sanığın bir kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olma eyleminde bilinçli taksirle hareket ettiği, öte yandan motosiklet sürücüsünün kazadan hemen sonra hastaneye götürülerek tedavisine başlanılması karşısında 5237 sayılı Kanun’un 83 üncü maddesinde tanımlanan kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunun da yasal unsurlarının oluşmadığı, sonuç olarak sanığın eylemine uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılanlar vekilinin suç vasfına ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
C. Kusur Durumuna İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.01.2019 tarihli ve 2017/12-709 Esas, 2019/5 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; yargılamayı gerçekleştiren hâkim, bilirkişilerin belirledikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmayıp, bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığı, varsa kusurunun ne olduğu ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağını, her olayın özelliklerine göre ve kanunî gerekçelerle belirlemelidir. Olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hâkime ait olup, bilirkişi ancak bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hâkime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir.
2. Dosyada mevcut birden çok rapor arasında çözümü hâkimin takdirine bağlı olmayan özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlarda çelişki bulunması durumunda bu çelişkinin giderilmesi gerekir. Ancak, her çelişkinin giderilmesi için de yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması zorunlu değildir. Buradaki ölçüt maddî gerçeğin hiçbir şüpheye yer verilmeyecek biçimde ortaya çıkarılmasıdır. Bilirkişiye başvurulma nedeni olan çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar yeterince açıklığa kavuştuğu durumda, artık yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur.
3. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; 24.11.2020 tanzim tarihli ölümlü/yaralanmalı trafik kazası tespit tutanağı ve soruşturma evresinde trafik polisi bilirkişi tarafından hazırlanan bilirkişi raporu ile Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 10.08.2021 tarihli raporunda kazanın oluşu benzer şekilde kabul edilmesine rağmen tarafların kusur durumuna yönelik değerlendirme farklılıkları mevcut ise de yargılamayı gerçekleştirecek hâkimin delilleri serbestçe takdir yetkisi kapsamında kusurun varlığı ya da yokluğuna ilişkin kanaatler ile bağlı olmaması ve tarafların kusurunun varlığı ya da yokluğununun dosyada mevcut deliller çerçevesinde hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülebilecek bir konu olması karşısında, takdiri hâkime ait olan kusurun varlığı ya da yokluğu hususunda trafik kazası tespit tutanağı ve bilirkişi raporu ile Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin raporu arasındaki değerlendirme farklılıklarından kaynaklanan çelişkinin giderilmesine ve yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek olmadığı gibi, hem trafik kazası tespit tutanağı ve bilirkişi raporuna hem de olayın gerçekleşme şekli ile tarafların taksirli davranışlarını dosyada mevcut delil durumuna uygun ve teknik verilere dayalı olarak açıklayan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 10.08.2021 tarihli raporuna göre kazanın oluşumunda sanığın asli kusurlu olduğu anlaşıldığından, sanık müdafiinin kusur durumuna ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
D. Temel Cezanın Belirlenmesine İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.10.2020 tarihli ve 2017/12-833 Esas, 2020/415 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; taksirle işlenen suçlarda, 5237 sayılı Kanun’un “Taksir” başlıklı 22 nci maddesinin dördüncü ve aynı Kanun’un “Cezanın belirlenmesi” başlıklı 61 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeler birlikte göz önüne alınarak, failin kusur durumu öncelikle değerlendirilip, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin taksire dayalı kusurunun ağırlığı ölçütleri dikkate alınarak temel cezanın belirlenmesi ve temel ceza belirlenirken kasıtlı suçlarda uygulanması mümkün olan 5237 sayılı Kanun’un 61 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki “suçun işlenmesinde kullanılan araçlar”, (f) bendindeki “failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı” ve (g) bendindeki “failin güttüğü amaç ve saik” ölçütlerine dayanılmaması gerekir.
2. Öte yandan, 5237 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” biçimindeki düzenleme uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında orantı bulunması, böylece suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulmalıdır.
3. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; asli kusurlu olarak bir kişinin ölümüne ve bir kişinin nitelikli şekilde yaralanmasına neden olan sanık hakkında, 5237 sayılı Kanun’un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası tayin ve takdir etmek durumunda olan İlk Derece Mahkemesince, “Suçun işlenmesindeki özellikler, sanıktaki taksirin yoğunluğu ve olay nedeniyle meydana gelen zarar” biçimindeki yerinde, yeterli ve kanunî gerekçelerle temel cezanın 6 yıl hapis cezası olarak belirlenmesinin, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı, hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygun olduğu anlaşıldığından, sanık müdafiinin ve katılanlar vekilinin temel ceza miktarına ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
E. Takdirî İndirim Nedenlerinin Uygulanmamasına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
1. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.11.2019 tarihli ve 2018/14-521 Esas, 2019/635 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; takdirî indirim nedeni uygulanıp uygulanmayacağına karar verilirken göz önünde bulundurulması gereken kıstaslar, 5237 sayılı Kanun’un “Takdiri indirim nedenleri” başlıklı 62 nci maddesinin ikinci fıkrasında, “…failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar…” şeklinde, uygulamada hâkimi sınırlayıcı değil yol gösterici nitelikte ve örnekseme yoluyla gösterilmiş; ancak, karar tarihinden önce, anılan fıkrada değişiklik yapılarak, takdirî indirim nedenleri tahdidi hâle getirilmiş ve takdirî indirim nedenlerinin uygulama alanı daraltılmıştır.
2. 5237 sayılı Kanun’un “Takdiri indirim nedenleri” başlıklı 62 nci maddesinin, 27.05.2022 tarihli ve 31848 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1 inci maddesi ile değişik ikinci fıkrasında, takdirî indirim nedeni uygulanıp uygulanmayacağına karar verilirken göz önünde bulundurulması gereken kriterler, “… failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri…” şeklinde sınırlı olarak sayılmış, ayrıca, duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışların, takdirî indirim nedeni olarak dikkate alınamayacağı ve takdirî indirim nedenlerinin kararda gerekçeleriyle gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
3. Ancak, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin ikinci fıkrasında 7406 sayılı Kanun’un 1 inci maddesi ile yapılan değişiklikten önce de, takdirî indirim nedenlerinin varlığına ya da yokluğuna ilişkin kararların gerekçeli olması gerektiği; zira, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 5271 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılmasının zorunlu olduğu, takdirî indirim nedenlerinin uygulanmasına veya uygulanmamasına dair gerekçelerin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygunluğunun Yargıtay denetimine tabi olacağı istikrar kazanan yargısal kararlarda vurgulanmıştır.
4. Gerekçe; verilen hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olarak izah edilmesidir. Kanunî ve yeterli olmayan, dava dosyası içeriğine uymayan bir gerekçeyle karar verilmesi, kararın, kanunî bir gerekçeye dayanmaması nedeniyle hem kanun koyucunun amacına uygun düşmeyecek hem de tarafları tatmin etmeyerek keyfîliğe yol açacaktır.
5. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; daha önce alkollü olarak … kullanmasından dolayı hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkûmiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları verilen sanık hakkında kurulan hükümde, “Sanığın sabıka kaydından tespit edilen olumsuz geçmişi” şeklindeki dava dosyası içeriğine uygun, yerinde, yeterli ve kanunî gerekçeye dayalı olarak takdirî indirim nedeni uygulanmamasına karar verildiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin takdirî indirim nedenlerinin uygulanmamasına ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
F. Tekerrür Hükümlerinin Uygulanmamasına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz…” şeklindeki düzenleme gözetildiğinde, sanığın tekerrüre esas alınabilecek nitelikte taksirli suçtan herhangi bir adli sicil kaydının bulunmaması nedeniyle tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı anlaşıldığından, katılanlar vekilinin sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
G. Diğer Temyiz Sebepleri Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin ve katılanlar vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 24.11.2022 tarihli ve 2022/2613 Esas, 2022/2725 Karar sayılı kararında sanık müdafii ile katılanlar vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.10.2023 tarihinde karar verildi.