YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1902
KARAR NO : 2013/9342
KARAR TARİHİ : 14.03.2013
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10.maddesinin 1.fıkrasına göre tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. 6099 Sayılı Yasanın 3.maddesi ile eklenen aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır.
Aynı Kanun’un tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddesine, 6099 Sayılı Yasanın 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında; “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır.
Öte yandan 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 23/8.maddesi uyarınca, tebligatın adres kayıt sistemindeki adrese yapılması durumunda, buna ilişkin kaydın (şerhin) tebliğ evrakı üzerine yazılması zorunludur. Bir diğer anlatımla 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/2.maddesine göre tebligat yapılabilmesi için, tebliği çıkaran mercice, tebliğ evrakı üzerine tebligat çıkarılan adresin, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğuna dair kayıt düşülmesi zorunludur.
Diğer taraftan, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 35.maddesine göre tebligat yapılabilmesi için ise, bu maddenin, tebliğ tarihi itibari ile yürürlüğe girmiş olan 6099 Sayılı Yasanın 9.maddesi ile değişik 2.fıkrası uyarınca, muhatabın, adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresinin tespit edilememiş olması zorunludur.
Somut olayda borçluya satış tebligatının daha önce ödeme emri tebliğ edilen adres kayıt sistemindeki adresine gönderildiği, bila tebliğ iade edilmesi üzerine Tebligat Kanunu’nun 35.maddesine göre tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.
Satış ilanının borçluya tebliğ tarihi olan 02.12.2011 tarihi itibariyle 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 10, 21 ve 35.maddelerinde değişiklik yapan 6099 Sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda icra müdürlüğünce, borçlunun adres kayıt sisteminde adresinin bulunup bulunmadığı belirlenerek, … İlçe Nüfus Müdürlüğü’nün 13.07.2012 tarihli yazısına göre tebliğ tarihinde adres kayıt sisteminde adresinin mevcut olduğu anlaşıldığından, bu adrese 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 21.maddesine 6099 Sayılı Yasanın 5. maddesi ile eklenen 2. fıkra uyarınca satış ilanının tebliği gerekirken, bu yapılmadan 7201 Sayılı Kanun’un 35.maddesine göre yapılan tebliğ işlemi usulsüzdür.
İİK.nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi başlı başına ihalenin feshi sebebidir.
O halde mahkemece satış ilanının tebliğ edildiği tarih itibariyle borçlunun, adrese dayalı kayıt sisteminde adresinin bulunduğu belirlendiğinden, tebliğ işleminin usulüne uygun olmadığından ihalenin feshi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Öte yandan İİK’nun 128/a-2. maddesinde “kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez.” hükmüne yer verilmiştir. Olayımızda borçlu ve alacaklı tarafından yapılan kıymet takdirine itirazlar ile ilgili olarak mahkemece ret yönünde hükümler tesis edilmiştir. Bu durumda, kıymet takdirine esas teşkil eden raporun verildiği icra dosyasındaki keşfin 13.07.2009 tarihinde yapıldığı ve bunun da 09.12.2011 tarihinde yapılan ihalede esas alındığı dikkate alındığında iki yıllık yasal sürenin geçmiş olduğu görülmektedir.
HGK’nun 26.02.1992 gün 92/70-130 sayılı kararında satışın kıymet takdirinin esas alındığı tarihten 2 sene sonra yapılmasının başlı başına ihalenin feshi sebebi sayılacağı benimsenmiştir. Ayrıca kararda İİK’nun 128. maddesinde öngörülen iki yıllık sürenin başlangıcının bilahare kesinleşmesi kaydı ile kıymet takdirinin yapıldığı tarih olduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece res’en nazara alınmalıdır.
Bu durumda kıymet takdirinin üzerinden iki yıllık süre geçmiş olduğundan, bu hususun re’sen gözetilerek, bu sebeple de ihalenin feshine karar vermek gerekirken, anılan hususun gözardı edilmesi de doğru değildir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/03/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
.