Yargıtay Kararı 12. Hukuk Dairesi 2014/26312 E. 2014/24961 K. 27.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/26312
KARAR NO : 2014/24961
KARAR TARİHİ : 27.10.2014

MAHKEMESİ : Elazığ 1. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 06/05/2014
NUMARASI : 2013/251-2014/281

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı H.-A.Ltd. Şti. tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun mahkeme kararının İİK. 366. ve HUMK. 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), alınması gereken 25,20 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.10.2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
Karşı Oy Yazısı:
Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borçlu borca ve imzaya itirazlarını, İİK.nun 168. maddesinin 4. ve 5. bentlerine göre 5 günlük süre içinde sebepleri ile birlikte icra mahkemesine bildirmesi gerekir. Borçlunun sebep bildirmeden “borcum yoktur” şeklindeki beyanı da borca itiraz sayılır. İİK.nun 170/b maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK.nun 63. maddesine göre borçlu borca itiraz sebepleri ile bağlıdır. Ancak borçlu takibe konu senet metninden anlaşılan itiraz sebeplerini icra mahkemesinde yapılan inceleme sırasında ileri sürebilir. Buna karşılık borçlu, alacaklının muvafakatı olmadıkça itirazında bildirmediği itiraz sebepleririni icra mahkemesinde ileri süremez.
Somut olayda borçlu şirketin 5 günlük yasal sürede takibe konu bonoda atılı bulunan imzanın borçlu şirket yetkilisine ait olmadığını, borçlu bulunmadığını ileri sürerek diğer takip borçlusu ile birlikte imzaya ve borca itiraz ederek takibin durdrulmasını talep ettikleri görülmektedir. Alacaklının 26.6.2013 tarihli cevap dilekçesinde; takibe konu senedin ödünç verilen paranın teminatı olarak alındığını, bu hususta taraflar arasında 15.10.2007 tarihli sözleşme imzalandığını beyan ederek anılan sözleşmeyi icra mahkemesine ibraz ettiği, bunun üzerine borçlu vekilinin 13.9.2013 tarihli dilekçesi ile alacaklının ileri sürdüğü “teminat seneti” vakıasını benimseyerek takibe konu senedin teminat senedi olması nedeniyle takibin iptalini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Borçlu 5 günlük yasal sürede takibe konu senedin teminat senedi olduğunu ileri sürmemiş ise de, borca itiraz ettiği bononun teminaten verildiği iddiasının borca itiraz kapsamında bulunduğundan borçlunun inceleme sırasında alacaklının ceavap dilekçesi ile ikrar ettiği bu vakıaya dayanması yukarıda belirtilen iddia ve savunmanın yasağı kapsımında değerlendirilemez. Ayrıca takibe konu bononun tanzim tarihi itibariyle borçlu şirket temsilcisi olan M.Lütfi Işık’ın icra mahkemesine itiraz sonrasında icra dosyasına ibraz ettiği 7.6.2013 havale tarihli dilekçe ile Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı ifadesinde bonoyu borçlu şirket temsilcisi sıfatı ve aynı zamanda şahsı adına imzaladığını beyan etmiş ise de, bu beyanların verildiği tarih itibariyle borçlu şirket temsilcisi olmadığından borçlu şirketi bağlamaz.
Şu hale göre, takibe konu bononun teminat bonosu olduğu alacaklının ikrarı ile de çekişmesiz olup alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiğinden İİK.nun 169. maddesinin 5. fıkrasına göre takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken, takibe konu bono ve 15.10.2007 tarihli ödünç para protokolü altındaki borçlu şirkete atfen atılı bulunan imzaların Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı ile yaptırılan 03.10.2013 tarihli bilirlişi raporuna göre borçlu şirket yetkilisine ait olduğunun anlaşılması ve yetkilinin yetkisinin kalktığı dönemdeki borcu kabul ettiği ve teminat seneti iddiasının yasal sürede ileri sürülmediği gerekçesi ile itirazın reddine karar verilmesi isabetsiz olup kararın onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum. 27.10.2014