Yargıtay Kararı 12. Hukuk Dairesi 2015/16566 E. 2015/27926 K. 12.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/16566
KARAR NO : 2015/27926
KARAR TARİHİ : 12.11.2015

MAHKEMESİ : İstanbul 14. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 19/03/2015
NUMARASI : 2014/631-2015/208

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi icra kefili, icra mahkemesine başvurusunda; 12.08.2014 tarihli icra kefalet işleminin geçersiz olduğunu ileri sürerek anılan icra kefilliği işlemi ile buna dayalı icra emrinin iptali isteğinde bulunmuş, mahkemece istemin reddine karar verildiği görülmüştür.
İİK.’nun 38.maddesi gereğince icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tâbi olup; icra kefaletinin geçersizliğine yönelik iddia, yargılamayı gerektirdiğinden ve dolayısıyla genel mahkemede ileri sürülebileceğinden dar yetkili icra mahkemesinde, tartışılma ve değerlendirilme olanağı bulunmamaktadır.
Ancak, İİK.’nun 38. maddesi uyarınca ilam hükmünde olan icra kefalet işleminin, ilamlı icra takibine konu edilebilmesi, bir diğer ifade ile icra kefiline icra emri tebliğ edilebilmesi için, icra kefaletinin, yasada öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapılmış olması gerekir.
Nitekim, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesinin birinci fıkrasında; ”Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır” hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan aynı Yasanın 584. maddesinde ise; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır” hükmü yer almaktadır.
Bu durumda, somut olayda, şikayetçi tarafından icra kefalet işleminin geçersiz olduğu hususu ileri sürülmüş ise de; bu iddianın incelenmesinin genel mahkemede yargılamayı gerektirdiği ve dar yetkili icra mahkemesinde dinlenemeyeceği açıktır. Şayet icra kefaleti usulüne uygun düzenlenmemiş ise icra mahkemesince istem icra kefaletinin iptali değil, icra emrinin iptali şeklinde sonuçlandırılması gerekir.
12.08.2014 tarihli icra kefaletinde, icra kefilinin eşinin rızasının alındığına dair kayıt olmadığı gibi, haciz tutanağında “…haciz mahallinde eşi hazırda bulunmadığından dolayı eşinin kefilliğe rızası sorulamadı…” şeklinde açıklama yazıldığı ve eşinin rızasının alınmadığı hususunun tutanakla da sabit olduğu görülmekte olup, bu haliyle, kefalet tutanağının, kefaletin şeklini düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun 584. maddesinde belirtilen şartlara uygun olarak düzenlenmediği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, mahkemece, icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ :Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.