Yargıtay Kararı 12. Hukuk Dairesi 2015/2055 E. 2015/10266 K. 20.04.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/2055
KARAR NO : 2015/10266
KARAR TARİHİ : 20.04.2015

MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibine karşı borçlunun örnek 7 numaralı ödeme emri tebligatının usulüne uygun yapılmadığını ve tebligattan 26.07.2013 tarihinde haberdar olduğunu ileri sürerek şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmaktadır.
Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde, tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” hükmü yer almaktadır. Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir.” denildiği, Tebligat Kanunu’nun 23. maddesinin 7.bendinde ”21. maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığını, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebi,”n tebligat mazbatasına yazılmasının emredildiği, Tebligat Yönetmeliği’nin 35. maddesinin (f) bendinde ise; ”30. ve 31. maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığını, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebi,”n tebligat mazbatasına yazılacağının hüküm altına alındığı görülmektedir.Somut olayda, borçlu adına çıkarılan örnek 7 numaralı ödeme emrinin ”adres mesai saatlerinde kapalı olduğundan muhatap bulunamadı. Apt. görevlisi …’e soruldu …, muhatabın adreste oturduğunu sözlü beyan etti. 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21. maddesi gereği mah. muh. …’nın imzasına tebliğ edilip 2 no’lu haber kağıdı muhatabın kapısına yapıştırıldı. Apt. görevlisi …’e haber verildi” kaydı ile 25.12.2012 tarihinde tebliğ edildiği görülmekte olup; tebligat parçasında borçlunun tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının belirlenmediği ve muhatabın tevziat saatinden sonra adrese döneceğinin tespit edilmediği, yine beyanda bulunan ve aynı zamanda haber verilen …’ün imzasının alınmadığı gibi; imzadan imtina durumunun da saptanmadığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle, tebliğ işleminin, Tebligat Kanunu’nun 21/1. ve 23/7. maddeleri ile Tebligat Yönetmeliği’nin 30. ve 35. maddeleri koşullarına göre usulüne uygun yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Diğer taraftan,Tebligat Kanunu’nun 32.maddesi gereğince tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğ işleminden haberdar olmuş ise geçerli sayılır. Muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi tebliğ tarihi olarak kabul edilir.AncakHGK.’nun 12.02.1969 tarih ve 1967/172-107 sayılı kararında da benimsendiği üzere;öğrenme tarihinin aksi tanık beyanı ile ispat edilemez ise de, şikayetçinin ödeme emrinden haberdar olduğu yazılı bir belge ile kanıtlandığı takdirde, öğrenme tarihi olarak adı geçenin beyanına itibar edilemez.O halde, mahkemece, ödeme emri tebligatının usulsüz olduğuna yönelik şikayetin kabulü ile borçlunun usulsüz tebligattan haberdar olduğu tarihin alacaklının beyanları da dikkate alınıp araştırılmak suretiyle belirlenmesi öğrenme tarihine göre şikayet süresinde ise tespit edilen bu tarihin ödeme emrinin tebliğ tarihi olarak düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken; şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.Öte yandan, genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinde uygulanması gereken İİK.’nun 62. maddesi hükmüne göre;her türlü itirazın, ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yapılması zorunludur. İcra mahkemesine yapılan itirazlar fuzuli olup sonuç doğurmaz. Borçlunun itirazlarını icra dairesine bildirdiği icra mahkemesine bir itiraz da bulunmadığı, mahkemeden icra dairesine, yapılan itirazların süresinde olduğunun tespitinin istendiği halde, mahkemece hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek itirazların süreden reddine ilişkin hüküm kurulması da doğru değildir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.04.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.