Yargıtay Kararı 12. Hukuk Dairesi 2015/3970 E. 2015/14072 K. 25.05.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/3970
KARAR NO : 2015/14072
KARAR TARİHİ : 25.05.2015

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak İcra Dairesi’nde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlunun yasal sürede icra mahkemesine yaptığı başvuruda, yetkili yerin … icra daireleri olduğunu belirterek yetkiye itirazda bulunduğu, mahkemece senette … için yetki şartı olduğu gerekçesiyle yetki itirazının kabulü ile … İcra Müdürlüğü’nün yetkisizliğine karar verildiği anlaşılmıştır.
İİK’nun 50. maddesi göndermesiyle, bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde (HMK. 6.md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde, ancak, takip tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK’nun 689/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, tanzim yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun tanzim yerinde icra takibi yapılabilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde ise; “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yetki sözleşmesine ilişkin olarak yapılan bu düzenlemede, yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olmaları aranmaktadır. Diğer bir anlatımla, maddedeki tacirden anlatılmak istenen, işin ticari nitelikte olması değil, tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişiler olmasıdır. Sözleşme konusunun ticari iş olması gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkanı vermemektedir. Somut olayda, alacaklının bonoya dayalı olarak 04.3.2013 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe başladığı görülmektedir. Bu durumda, HMK’nun 448. maddesi gereğince, bu kanun hükümlerinin tamamlanmış işleri etkilememek kaydıyla (olayımızda tamamlanmış bir iş bulunmadığından) derhal uygulanacağı ilkesi de dikkate alınarak, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK’nun 17. maddesi muvacehesinde itirazın değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesinde; takip dayanağı bonoda tarafların tacir olduklarına dair bir ibare bulunmadığı gibi, alacaklı tarafından borçlunun tacir olduğuna ilişkin bir belge de sunulmadığı görülmektedir. Bu nedenle HMK’nun 17. maddesi uyarınca bonoda öngörülen yetki şartı geçersiz olup mahkemenin bu hususa dayanan gerekçesi doğru değil ise de; bonoda keşide yerinin ve borçlunun ikametgah adresinin … olması nedeniyle mahkemenin, yetkili icra dairesinin … icra daireleri olduğuna ilişkin tespiti yerindedir.
Ancak, HMK’nun 19/3. maddesi gereğince; “Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir.” hükmü gereğince, mahkemece, borçlunun yetki itirazı kabul edildiğine göre, yetki itirazının kabulü ile … İcra Dairelerinin yetkili olduğuna, karar kesinleştiğinde ve talep halinde icra dosyasının yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/05/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.