YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/6656
KARAR NO : 2015/15822
KARAR TARİHİ : 08.06.2015
MAHKEMESİ : … İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değilse de;
Alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız icra takibine başlandığı, borçlulara örnek 9 numaralı ödeme emrinin tebliğ edildiği, borçlu …’ün icra mahkemesine başvurusunda, borçlu ….’nin … tarafından ticaret sicilinden re’sen terkin edildiğini, ticaret sicilinden terkin edilen bir şirket ile ilgili icra takibi yapılamayacağını ileri sürerek, takibin iptalini istediği anlaşılmıştır. Borçlunun bu iddiası İİK. nun 16.maddesi kapsamında şikayet olup, icra mahkemesine başvurmasında yasaya aykırılık olmadığı gibi, itiraz üzerine takibin durmuş olması, borçlunun şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurarak takibin iptalini istemesine de engel değildir.
İİK’nun 149/b maddesinde; “….icra müdürü borçluya ve varsa gayrimenkul sahibi üçüncü şahsa…. birer ödeme emri gönderir” hükmü öngörülmüştür. Bu hüküm gereği, icra takibinin, asıl borçlu (lehine ipotek verilen) aleyhine açılması asıldır. Asıl takip sonunda, üçüncü kişinin taşınmazının paraya çevrilmesi söz konusu olduğu takdirde o kişi hakkında da takip yapılması gerekir. Şu hale göre ipotek veren 3. kişi ile asıl borçlu arasında zorunlu takip arkadaşlığı vardır.
6102 sayılı TTK’nun 547. maddesinde; tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri belirtilmiştir.
Feshedilmekle tüzel kişiliği sona eren şirketin, medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanma ehliyeti de son bulacağından, münfesih tüzel kişiliğin, gerek yargıda gerekse diğer resmi merciler önünde temsil edilebileceğinden bahsetmek olanaklı değildir. Dolayısıyla, tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren münfesih şirketin takibin tarafı olma ehliyeti de bulunmamaktadır. Ticaret sicilinden terkin edilmiş şirket hakkında takip işlemlerine başlanması ve yürütülmesi, tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucunda tüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür. Taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olup hakimin bu hususu re’sen de göz önünde bulundurması zorunludur.
O halde, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda şikayetin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/06/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.