Yargıtay Kararı 13. Ceza Dairesi 2016/8289 E. 2017/13893 K. 30.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/8289
KARAR NO : 2017/13893
KARAR TARİHİ : 30.11.2017

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Hırsızlık, mala zarar verme
HÜKÜMLER : Mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Suça sürüklenen çocuk hakkında iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan zamanaşımı süresi içinde işlem yapılması uygun görülmüştür.
I-) Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;
Suça sürüklenen hakkında mala zarar verme suçundan hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre hükmün, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’a eklenen geçici 2. maddede hapis cezasından verilenler hariç olmak üzere sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dahil adli para cezasına ilişkin mahkumiyet hükmüne karşı temyiz yasa yoluna başvurulamayacağı öngörülmekle, hüküm tarihine göre temyizi mümkün olmadığından suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz isteminin CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
II-) Suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık suçlarından kurulan hükümlere yönelik incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.12.2011 tarih, 2011/356-272 E-K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, sanık hakkında düzenlenen iddianamede yanılgı ile sanık hakkında uygulanması istenen bir indirim hükmünün sanık aleyhine olacak şekilde uygulanmaması sanığa ek savunma hakkı verilmesini gerektirmeyeceğinin anlaşılması karşısında, suça sürüklenen çocuk hakkında iddianamede 07.09.2010 tarihli hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK’nın 39. maddesinin uygulanması talep edilmiş olduğu halde; anılan maddenin uygulanmama ihtimaline binaen suça sürüklenen çocuğa ek savunma hakkı verilmeden uygulanmamasında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamede yer alan bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun suça sürüklenen çocuk tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Suça sürüklenen çocuğun 07/09/2010 tarihinde mağdurun iş yerine girerek içerideki çekmeceden 855 TL nakit parayı çaldığı, 25.09.2010 günü ise gece vakti yine aynı mağdura ait aynı iş yerinin camını kırmak suretiyle içeriye girip çalabileceği değerli bir şey bulamadığı için iş yerinden her hangi bir şey almadan çıkması şeklinde gerçekleşen somut olayda, sanığın aynı mağdura karşı aynı suç işleme kararı altında eylemlerini gerçekleştirmesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği ve cezanın nasıl belirleneceği noktasında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.05.2013 tarihli 2013/1543-257 E.-K. Sayılı kararında belirtildiği üzere; biri tamamlanmış diğeri teşebbüs aşamasında kalan her bir suç için ayrı ayrı uygulama yapılarak sonucuna göre hangi suç daha ağır cezayı gerektiriyor ise o suç üzerinden cezanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmeyerek yazılı şekilde iki ayrı suç kabul edilmek suretiyle hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Suça sürüklenen çocuğun 25.10.2010 tarihli teşebbüs aşamasında kalan hırsızlık eyleminin gece sayılan zaman diliminde saat 23:00 sıralarında işlediği halde hakkında kurulan hükümde TCK’nın 143. maddesinin uygulanmaması,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına 30/11/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.