YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/11906
KARAR NO : 2006/14396
KARAR TARİHİ : 06.11.2006
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, damadı olduğu davalıların murisine, ölmeden önce 15.000 DM ödünç verdiğini, bu konuda aralarında belge de düzenlendiğini, ancak mirasçılar tarafından alacağının ödenmediğini ileri sürerek, 15.000 DM’nin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, borç belgesi ve belge tanıklarının beyanları gereğince davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalıların murisine ölmeden önce ödünç verdiğini belirterek ödetilmesini talep etmiş, delil olarak da her iki tarafın mühürlerini taşıyan 12.6.2006 tarihli belegeye dayanmştır. Davalılar, davaya cevap vermemekle ödünç ilişkisini inkar etmişlerdir. Bu durumda davacının, ödünç ilişkisini yasal delillerle kanıtlaması gereklidir. Davacının delil olarak dayandığı belgede davalıların murisinin mührü bulunduğundan, belgenin HUMK.nun 297. maddesinde belirtilen unsurları taşıyıp taşımadığının araştırılması zorunludur. Zira bu maddede zikredilen unsurların tamamı sıhhat şartıdır. Burada öngörülen şeklin amacı, sözleşme muhtevasının borçlu tarafından bilinmesini sağlamaktır. Bu yolla, okuma yazma bilmeyen bir kimsenin, içeriğini bilmediği bir belge ile borç altına sokulması tehlikesinden korunması sağlanmak istenmiştir.
İmza atmaya muktedir olmayan veya yazı bilmeyen bir kimse, sözleşme veya senedi imza edemeyeceğinden, imza yerine el ile yazılmış bir parmak izi veya mühür kullanabilir. Ancak senetteki bu parmak izi veya mührün borçlunun oturduğu köy veya mahalle muhtarı ve ihtiyar heyeti kurulunca ve o yerde tanınmış iki tanık tarafından onaylanması gereklidir (HUMK. 297/2). HUMK.nun 297/2. maddesi ile ilgili olarak açıklanan bu çerçeve içerisinde somut olaya bakıldığında; takibe konu sözleşmede iki tanık imzası bulunmakta ise de, mührün borçlunun oturduğu köy veya ihtiyar heyeti kurulunca onaylanmadığı anlaşılmaktadır. O halde usulüne uygun biçimde onaylanmamış olan böyle bir belgenin geçerli olduğunun kabulüne hukuken olanak yoktur. Şu durum karşısında, takibe konu belge geçersiz olduğundan, davacı davalıların murisine ödünç verdiğini HUMK. 288. maddesi gereğince yazılı delillerle ispat edememiştir. Davalıların açık muvafakatı olmadığından, taraflar arasında HUMK’nun 293/1 maddesinde sayılan akrabalık ilişkisi mevcut olsa da, davacı davada senede dayanmış olup, senede karşı senetle ispat kuralı gereğince HUMK.nun 288. maddesine göre miktar itibariyle davada tanık dinlenemeyeceğinden tanık beyanlarına göre de hüküm kurulamaz. Ne var ki davacı, dava dilekçesinde “v.s delil” demek suretiyle “yemin” deliline de dayanmış olduğundan bu konuda davalılara yemin yöneltmeye … bulunduğu hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, HUMK’nun 297/2. maddesindeki koşulları taşımayan belgenin geçerliliği kabul edilerek, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlarle, temyiz olunan kararın temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 6.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.