YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/1007
KARAR NO : 2007/5599
KARAR TARİHİ : 18.04.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıdan haricen bir taşınmaz satın aldığını, satış bedeline mahsuben 40.000 YTL ödediğini, ancak taşınmazın hacizli olması nedeniyle satın almaktan vazgeçip, ödediği 40.000 YTL’nin tahsili için başlattığı icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek davalının itirazının iptaline ve inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, sözleşmeden davacının caydığını, ödenen kaporanın istenemeyeceğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, itirazın iptaline, takibin devamına, davacının icra inkar tazminatı talebinin alacak yargılamayı gerektirdiğinden reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
1-HUMK.nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389 maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın 2007/1007-5599
sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.nun 388 maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararda “Davanın kabulüne, itirazın iptaline,40.000 ytl üzerinden takibin devamına ,davacının icra inkar tazminatı talebinin alacak yargılamayı gerektirdiğinden reddine ” şeklinde hüküm kurulmasına rağmen, gerekçeli kararın gerekçesinde ise, “Davanın kabulüne, itirazın iptaline,davalının haksız itirazından dolayı icra inkar tazminatına mahkum edilmesine ” şeklinde hüküm kurulmuş olması, az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Mahkemece 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 18.4.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.