YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/8691
KARAR NO : 2007/14507
KARAR TARİHİ : 03.12.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, davalı Banka ile dava dışı … arasında 14.11.1998 tarihinde imzalanan kredi kartı sözleşmesini kendilerinin de kefil olarak imzaladıklarını, ancak sözleşmede herhangi bir limit bulunmadığından kefaletin geçersiz olduğunu, banka görevlileri tarafından borcu kabul etmeleri halinde cüz’i bir ödeme ile borçtan kurtulabileceklerinin söylendiğini, bu nedenle takip üzerine borcu ödemek istediklerini bildirdiklerini, oysa ki; Bankanın kendilerini yanılttığını, sözleşmedeki kefalet limitinin de sonradan doldurulduğunu ileri sürerek, davalıya borçlu olmadıklarının tesbitine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davacılardan …’in garantör, …’un ise müteselsil kefil sıfatıyla borçtan sorumlu olduklarını, davacıların icra dosyasında 2.2.2006 tarihli “mal beyanı ve taksitlendirme” talebini içeren dilekçeleriyle borcu ödeme taahhüdünde bulundukları halde sonradan borçlu olmadıklarının tesbitine ilişkin dava açmalarının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacıların ödeme emrinin tebliği üzerine 2.2.2006 tarihli dilekçe ile borcu kabul ettikleri benimsenerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı Banka tarafından 14.11.1998 tarihli kredi kartı üyelik ve kredi sözleşmesine dayanılarak 1.2.2006 tarihinde toplam 3.341,66 YTL’lik alacak nedeniyle asıl borçlu dava dışı … ile davacılar aleyhinde ilamsız takip başlatıldığı, davacıların icra dosyasına ayrı ayrı vermiş oldukları 2.2.2006 tarihli dilekçeleri ile “ödeme emrini
2007/8691-14507
tebliğ aldım. Borca itirazım yoktur. Borcu elverdiğim ölçüde 12 taksitle ödemek istiyorum.” Beyanında bulunduktan sonra 8.2.2006 tarihli dilekçeleriyle de Banka tarafından aldatıldıklarını belirterek ödeme emrine itiraz ettikleri, daha önce borcun kabul edilmiş olması nedeniyle İcra Müdürlüğünce itirazın geçersiz sayılarak davacılar yönünden takibin durdurulmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece davacıların İcra Müdürlüğüne vermiş oldukları, az yukarda açıklanan 2.2.2006 tarihli dilekçeleri, borcun kabulü anlamında değerlendirilerek, davanın bu nedenle reddine karar verilmişse de, davacıların bu beyanı, icra baskısı altında verilmiş olduğundan bağlayıcı nitelikte hukuki sonuç doğurmaz. Dolayısıyla davacıların borcu kabul ettiklerini söylemek mümkün değildir. O halde mahkemece işin esası incelenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 3.12.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.