YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/8749
KARAR NO : 2007/13503
KARAR TARİHİ : 15.11.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … gelmiş, davalı adına gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacılar, davacı …’nin 8.4.2002 tarihinde davalı hastanede sezeryan ile doğum yaptığını, bir gün sonra hemşire tarafından … kesici voltaren iğne yapıldığını, iğnenin kas dokusu yerine hatalı olarak deriye yakın yağ tabakasına enjekte edilmesi nedeniyle morarma ve … olduğunu, doktora söylediği halde zamanla geçer denildiğini, taburcu olup eve gelince iğne yapılan yerde su toplama olunca davalıya gittiğini, su toplayan yer patlarsa sürmek için merhem önerdiklerini, sürdüğünü ancak o bölgenin 10-15 cm kabuklu yara haline geldiğini, tekrar davalı hastaneye gittiğinde kabuğun üzerini çizip ilaç sürdüklerini, kapalı pansuman yaptırmasını önerdiklerini, iyileşemeyince raporunu uzatmak için doktora gittiğinde ameliyat olması gerektiğinin söylendiğini, 3.7.2002 tarihinde ameliyat olduğunu, tam iyileşme sağlanamadığını, tedavisinin devam ettiğini, davacı …’in de eşinin tedavisi ile ilgilenmesi nedeniyle işinden geri kalarak zarara uğradığını ileri sürerek davacı … için 2.250,00 YTL maddi, 7.500,00 YTL manevi tazminat ile davacı … için 250,00 YTL maddi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davacı …’ye normal tedavi gereği … kesici dikloran iğne yapıldığını, iğneyi yapan hemşirenin işinin ehli olduğunu, davacının taburcu olduktan sonra kalçasında kızarıklık olduğu şikayeti ile geldiğinde kalçasında 10-12 cm deri lezyonu görüldüğünü, kalçadan yapılan enjeksiyonlarda ender olarak kızarıklık olabildiğini, bunun iğnenin yağ dokusuna yapılmasından değil, hastanın bünyesel farklılıklarından veya gözle görünmeyen kılcal damar zedelenmesinden kaynaklanabileceğini, davacının müracaatı üzerine iyi niyetle ücretsiz olarak doktor kontrolünde pansuman tedavisine başlandığını, davacın hastanedeki tedaviyi yarım bıraktığını, kendi kusuru ile zararı çoğaltıp tedavi süresini uzattığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, alınan adli tıp raporu doğrultusunda davalıya atfedilebilecek kusur bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK’nun 76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, davalı hastanede, sezeryan ameliyatı sonrasında kalçadan yapılan … kesici iğnenin yanlış yere enjekte edilmesi ve devamında gerekli tedavinin yapılmaması nedeniyle ameliyat olmak zorunda kaldığını, iğne bölgesinde doku kaybı oluştuğunu, estetik ameliyat olduğu halde tam iyileşme sağlanamadığını ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390) Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Hastane, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir … gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise hastane sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olayda, hükme esas alınan Adli Tıp raporunda, “davacının kalçasında 19 cm boyunda yer yer renk değişik çökük bölge bulunduğu, şikayetin ortaya çıktığı dönemde yapılan muayenenin hastane kayıtların bulunmadığı, davacı iddiasında bulunan voltaren iğnenin yüzeysel yapılsa bile bu sonucu doğurmayacağı, bu nedenle lezyonun nedeninin bilinemeyeceği” bildirilmiş ise de tanık olarak dinlenen doktorlar, davacının taburcu olduktan 1 hafta sonra kontrole geldiğini, kalçasında morluk, … ve su toplama olduğunu, pansumana başlandığını ancak davacının tedaviyi yarım bıraktığını bildirmişlerdir. Davacının müracaatı ile ilgili hastane kaydı bulunmaması davacının kusuru değildir. Davalı yan davacının hastaneye geldiğini inkar etmemektedir. Ayrıca, dosya içinde bulunan ve 21.4.2005 tarihli, davacıya estetik ameliyatı yapan bölüm başkanı tarafından hazırlanan raporda, “hastada saptanan doku defektinin hastanın öyküsünde mevcut olan enjeksiyona bağlı olarak gelişmiş olabileceği gibi travma ve enfeksiyon gibi etkenlere sekonder olarak da gelişebileceği” açıklanmıştır. Bu itibarla adli tıp raporu ihtilafı çözmekten uzak, yeterli ve doyurucu bir rapor olarak kabul edilemez. Davacıdaki rahatsızlığın iğnenin yanlış yere enjekte edilmesi sonucu oluşup oluşmayacağı, davacının zamanında başvurusuna rağmen yeterli ve gerekli tedavinin yapılıp yapılmadığı, tartışılıp değerlendirilmemiştir.
Bu nedenlerle, mahkemece, dosya içindeki tüm raporlar, davalının tuttuğu ameliyat notları, takip kartları, davacıya kullandırılan ilaçlara ilişkin belgeler, estetik ameliyata ilişkin not ve kayıtlar vs tüm tıbbi belge ve kayıtlar getirtilerek, Üniversitelerin ilgili bölümlerinde Öğretim Üyelerinden oluşturulacak konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan, davalıya atfı kabil bir kusur olup olmadığı konusunda rapor alınarak, sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın davacılar yararına BOZULMASINA, 500,00 YTL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 15.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.