YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/1318
KARAR NO : 2008/8780
KARAR TARİHİ : 24.06.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kıbmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı davalılar avukatı duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … geldi, davalılar tarafından gelen olmadı, duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalılardan … ve diğer davalıların mirasçıları ile aralarında 1976 yılında bir inşaat adi ortaklığı kurduklarını,ortaklıklarının 20.12.1990 tarihinde sona erdiğini, ortaklarına karşı 750.000.000 TL tutarında kar payı alacağı davası açtığını, davanın 2.12.1997 tarihinde lehine sonuçlandığını, davalıların temyizi üzerine kararın 29.6.2004 tarihinde Yargıtayca onandığını ve hükmün kesinleştiğini, hak ettiği 750.000.000 TL’nı işlemiş faiziyle birlikte icraen 3.8.2004 tarihinde işlemiş faiziyle birlikte 5.310.000.000 TL olarak tahsil ettiğini, tahsil edilen paranın zararını karşılamadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla 250.000.000..000 TL. munzam zararın tahsiline karar verilmesini istemiştir
Davalılar, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının … 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/114 esas sayısına kayıtlı ve 20.12.1991 tarihinde açtığı kar payı alacağına ilişkin davanın 2.12.1997 tarihinde karara bağlanmasına rağmen, davalı tarafın bu kararı 7 yıl beklettikten sonra tebliğe çıkardıklarını,daha sonrada temyiz ettiklerini, böylece kusurlu davrandıklarını,bu durumda 2008/1318-8780
davalıların hükmün verildiği 2.12.1997 tarihinden kararın temyiz edildiği 3.8.2004 tarihine kadar geçen süre yönünden munzam zarardan sorumlu oldukları gerekçe gösterilmek ve 3.1.2006 tarihli bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle 12.582.46 YTL’nın tahsiline karar verilmiş; hüküm, her iki tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Uyuşmazlığın çözümü için “munzam zarar” kavramı üzerinde durmak gerekir. Gerçekten, borçlunun temerrüdü sonucu para borcunun vadesinde ödenmemesi alacaklının zararına olacağı açıktır. Yasa koyucu, bu şekilde oluşan zararın kural olarak temerrüt faiziyle karşılanacağını varsaymıştır. Ne var ki, alacaklının bu yüzden uğradığı zararın her zaman temerrüt faiziyle karşılanamıyacağı düşünülerek Borçlar Kanunun l05. maddesinin birinci fıkrası ile “alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir” hükmü getirilmiştir. Bu hükme göre alacaklı faizi aşan zararını isteme hakkına sahiptir.
Yasada geçmiş günler faizini aşan zararın türü ve niteliği konusunda bir açıklık yoksada, buradaki zararın hukukumuzdaki müspet zarar tanımlamasıyla eşdeğer olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca bu zararın, borçlu temerrüde düşmeden borcunu … olsa idi, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki fark; temerrüt faizi ile karşılanamayan zarar olarak tanımlanabilir.Böyle bir zarar, her somut olayın özelliğinden kaynaklanabilir.
Munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağının geç ifa edilmesinden dolayı faizle karşılanamıyan zararını ve miktarını zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek durumundadır. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir.
Munzam zarar temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçecek zaman içinde artarak devam eden yeni bir borçtur. Asıl borcun kaynağı haksız fiil nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde bu borcun hukuki sebebi asıl alacağın temerrüde uğraması gibi hukuka aykırılıktır. O nedenle, asıl alacak ve temerrüt faizleri yönünden icra takibi yapması ve dava açılması sırasında onlarla birlikte istenilmemiş olması veya bu zarar hakkının
2008/1318-8780
saklı tutulmamış olması davanın görülmesine engel değildir. Zaman aşımı süresi içinde her zaman bu yöne ilişkin dava açılabilir.
Her ne kadar M.K.nun 6.ncı maddesi hükmüne göre davacı iddiasını ispat etmekle yükümlü ise de; bu kural mutlak değildir. İstisnaların başında karine gelir. Var olan bir durumdan bilinmeyen bir durumun çıkarılması halinde karine var denir. Olayımızda yasal bir karina yoktur. Buna karşılık yaşanan hayatın gerçekleri ve olaylarından çıkan eylemli bir karinenin varlığı tartışmasızdır. Ticari hayatın içinde olan davacının eline geçecek parayı işinde değerlendirmesi veya en azından vadeli banka hesabına veya benzer gelir getiren kurumlara yatırarak en iyi şekilde yararlanması beklenebilecek bir davranış olup, bu davranış toplumumuzun içinde bulunduğu ekonomik-sosyal yaşantısına da uygun düşer. Bu tür getiri oranlarının temerrüt faizinden fazla olduğu hususu da bilinen- bir vakıadır. HUMK.nun 238. maddesi gereğince maruf ve meşhur olan hususlar münazaalı sayılmaz. Bu nedenle davacının temerrüt faizinden fazla bir zararı olduğu ortadadır. Davalı bu karinenin aksini ispat etmek durumundadır.
Toplanan delillerden ve dosya kapsamından davacının davalılardan … ve diğer davalıların murisleri … ’a karşı 20.12.1991 tarihinde … 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/114 esas (Yargıtayca bozulmakla bu esas numarasını almıştır)dava açtığı ve inşaat adi ortaklığından doğan 750.000.000 TL kar payı alacağını istediği,bu tarih itibariyle davalı tarafı temerrüde düşürdüğü, 2.12.1997 tarihinde davanın lehine sonuçlandığı, davalıların temyizi üzerine Yargıtay’ca 29.6.2004 tarihinde onandığı ve 12.9.2004 tarihinde kesinleştiği, davacının hak ettiği 750.000.000 TL alacağı … İcra Müdürlüğü’nün 2004/2600 esas sayılı dosyası ile icraen 3.8 2004 tarihinde işlemiş faizi ile birlikte 5.310.750.000 Tl olarak tahsil ettiği ve eldeki davayı da 6.8.2004 gününde açtığı anlaşılmaktadır.Hal böyle olunca kural olarak davalılar, temerrüt tarihi olan 20.12.1991 tarihinden icradan paranın tahsil edildiği 3.8.2004 tarihine kadar oluşan ve faizi aşan davacı zararından sorumludurlar. Ancak ,az yukarıda açıklanan ve 2.12.1997 tarihinde hükme bağlanan kararı 7 yıl süre ile tebliğe çıkarmayan davacının da olayın özelliği gereği kusurlu olduğunun kabulü gerekir..Nitekim davalılar da temyiz dilekçelerinde bu olguyu kabul etmişler ve hesaplama yapılırken 2.12.1997 tarihinden itibaren geçen süre yönünden her iki tarafın B.K 44 maddesi anlamında %50 şer oranında kusurlu kabul edilmek suretiyle hesaplama yapılmasını istemişlerdir. Bu beyanları kendilerini bağlar.Bu durumda mahkemece,davalı tarafın 2008/1318-8780
temerrüde düştüğü tarihten icradan paranın tahsil edildiği tarihe kadar geçen zaman zarfında gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, TL. karşısında dövize kurlarını gösterir liste ilgili resmi kurumlardan getirtilmeli, konusunda uzman bilirkişi kurulundan az yukarıda açıklanan ilkeler ışığında taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmalı, davacının zarar miktarı belirlemeli, belirlenen bu miktardan … 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin karar tarihi olan 2.12.1997 tarihinden paranın icraen tahsil edildiği 3.8.2004 tarihine kadar geçen süre zarfındaki dönem için %50 oranında kusur indirimi yapılmalı ve icradan tahsil edilen miktar da düşüldükten sonra bakiye tazminat yönünden bir karar verilmelidir. Bu yönlerin göz ardı edilerek yetersiz bilirkişi raporu esa alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenle davalıların tüm, davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 550 YTL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 170,00 YTL peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 590,00 YTL kalan harcın davalıdan alınmasına, 24.6.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
…