YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/14426
KARAR NO : 2010/5293
KARAR TARİHİ : 19.04.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı dava dilekçesi ile, idare alacağının tahsili için Beyoğlu 1.İcra Müdürlüğünün 2006/9479 Sayılı dosyası üzerinden Borçlu hakkında ilamsız icra yoluyla takip yapıldığını borçlunun borçlu olmadığını iddia ederek borca itiraz ettiğini, davalının abone olup borçtan sorumlu olduğunu belirterek davalının itirazının iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Yargılama davalının yokluğunda gerçekleştirilmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; Davacının davasının kısmen kabulüne, icra inkar tazminatı isteğinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, Su bedelinin tahsiline yönelik icraitakibine vaki itirazın iptali ile yüzde 40 icra inkar tazminatı istemiş, mahkemece davanın kısmen kabulüne, alacak likit bulunmayıp yargılamayı gerektirdiğinden inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmistir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının 2009/14426-2010/5293
alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötü niyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkarr tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borcluya karşı konulmuş bir yaptırımdır.
Bunlardan baska, alacagın likit ve bellı olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, boylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tesbit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Acıklanan yasal kurallar ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, kabul edilen asıl alacak miktarı üzerinden icra inkar tazminatına hukmedilmesi gerekir.
Açıklanan yasal kuralların ısığında takip konusu alacak değerlendirildiginde ıcra-inkarr tazminatına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK’un 438/7 maddesi hükmü gereğidir.
SONUÇ :
1)Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davacının diğer temyiz itirazlarının reddine,
2)ikinci bentte belirtilen nedenle temyiz olunan hükmün karar bölümünün ( 2 ) nolu bendinde yer alan “Alacak likit olmayıp yargılamayı gerektirdiğinden davacı vekilinin icra inkar tazminatı isteğinin reddine” kısmının hükümden çıkarılmasına; yerine “Davacı lehine asıl alacağın yüzde 40’ı oranında inkar tazminatına hükmedilmesine” sözlerinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 19.4.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.