Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2009/14503 E. 2010/10454 K. 12.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/14503
KARAR NO : 2010/10454
KARAR TARİHİ : 12.07.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat … ile davacı vekili avukat …’ün gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, mülkiyeti ihtilaflı olan ve kadastro mahkemesinde davası görülen 192 parsel numaralı taşınmazı davalının talebi üzerine kamulaştırdıklarını, 24.06.1987 tarihinde taşınmazın mülkiyetinin ihtilaflı olduğu yönünde şerh vermek suretiyle aralarında satış işleminin gerçekleştirildiğini, davalının 15.04.1985 tarihinde verdiği taahhütname ile de ilerde kamulaştırma işlemiyle ilgili olarak çıkacak mali yükümlülüklerin kendisince karşılanacağını taahhüt ettiğini, kadastro mahkemesi davasının 1996 yılında sonuçlandığını, bu dava sonucunda hak sahibi olan şahısların kendisine karşı tezyidi bedel davası açtıklarını, açılan davalara davalının da müdahil olarak katıldığını, kesinleşen … 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/710 esas sayılı dosyası hükmedilen miktar, faiz ve bu dosyaya yapılan harç ve masraflar yönünden davalının 81.369.420.000TL ödemesine rağmen bakiye 91.299.932.575 TL’nı ödemediğini, bundan ayrı olarak yine henüz kesinleşmeyen … 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/615 esas sayılı dosyası yönünden de bu dosyaya harç ve masraf olarak 61.038.280.000 TL ödediklerini, bu paraların tahsili amacıyla davalıya karşı takip başlattıklarını, davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline, %40 tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiş; 27.11.2002 tarihli ıslah dilekçesi ile de, açtıkları davayı alacak davasına dönüştürdüklerini ileri sürerek toplam 152.338.212.575 TL.nın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, zamanaşımı ve işbölümü itirazında da bulunmak suretiyle davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece, sözleşme hükümleri, bilirkişi raporu nazara alınarak davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1)Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2)Davalı kooperatifin talebi üzerine, dava dışı şahsa ait 192 parsel numaralı taşınmazın bakanlığın 1.2.1985 tarihli oluruna istinaden davacı idare tarafından (davacı idareye devredilen Mülga Arsa Ofisi tarafından) kamulaştırılmasına karar verildiği, idare tarafından açılan dava sonunda kamulaştırmaya dayalı olarak taşınmazın idare adına tesciline karar verildiği, davacı idarenin de 24.06.1987 tarihinde davalıya taşınmazı devir ettiği, bilahare eski malikin 2000 tarihinde tezyidi bedel davası açtığı ve yargılama sonunda arttırılan bedel ve masrafları olarak davacı idarenin toplam 152.212.575 TL yi eski malike ödediği anlaşılmakta olup, bu husus taraflar arasında da ihtilafsızdır.
Mahkemece, davalının 15.04. 1985 tarihli taahhütname ile, ileride açılacak tezyidi bedel davaları nedeniyle doğacak farkın ödenmesinin … edildiği sonucuna varılarak dava kabul edilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, davalıdan alınan böyle bir taahhüt hukuki mahiyeti itibarıyla bir sorumsuzluk sözleşmesi niteliğindedir. Sözleşme serbestisi içerisinde düzenlenen bu sözleşmenin taraflarını bağlayacağı muhakkaktır. Ne var ki, böyle bir sözleşmeye dayanan davacının kendine düşen yükümlülükleri yerine getirmede kusursuz olması zorunludur. Zararın doğmasına veya artmasına kendi kusuru ile sebebiyet veren tarafın sırf böyle bir sözleşmeye dayanarak rücu talebinde bulunması TMK’nun 2. maddesi kapsamında hukuken himaye edilemez. Kesinleşen tezyidi bedel ilamında, idarenin kamulaştırma evraklarının malike usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Dosyadaki bilgi ve belgelerden de tarla vasfında iken kamulaştırılan taşınmazın, zaman içinde arsa haline dönüştüğü ve kamulaştırma bedelinin de arsa vasfı esas alınarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Davacı idare kamulaştırma oluru 1985 yılında alınan taşınmaza ilişkin kamulaştırma evraklarını malikine usulüne uygun tebliğ etmeyerek taşınmaz hakkında 2000 yılında tezyidi bedel davası açılmasına sebep olmuştur. Bu husus olayda davacı idarenin de kusurlu olduğunu gösterir. Bu itibarla, davacının kamulaştırma işlemlerini azami özen ve dikkat göstererek ve süresinde yapsa idi dahi açılacak tezyidi bedel davası nedeniyle bir fark doğup doğmayacağı belirlenerek sonuca gidilmesi zorunludur. Böyle olunca mahkemece, olayda davacı idarenin de müterafik kusurlu olduğu, verilen taahhütnamenin davacı idarenin kusurunu bertaraf etmeyeceği kabul edilerek, bu ilkeler ışığında bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, bu yönleri irdelemeyen bilirkişi raporu ile yetinilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 750,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan 15.60 TL temyiz harcının istek halinde iadesine, 12.7.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.