YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/14596
KARAR NO : 2010/5622
KARAR TARİHİ : 22.04.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının Yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, dava dışı kredi borçlusu … ’a kullandırılan konut kredisine kefil olduğunu,taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle hesabı kat edilerek icra takibi başlatıldığını,asıl borçlu hakkında da ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapıldığını,kendisi hakkında yapılan takibin kesinleşmesi üzerine maaşına haciz konularak kesintilere başlandığını,4077 sayılı kanunun 10/3.maddesi hükmüne göre kendisi hakkında takip yapılamayacağını,aksine hüküm içeren sözleşme maddesinin haksız şart olarak kabulü ile maaşından kesilen 2.843 TL nin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davacının sözleşmeyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının sözleşmeyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığı,İİK.nun 45.maddesinin müteselsil kefil hakkında uygulanamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar vermiş ,hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
4822 sayılı kanun ile değişik 4077 sayılı kanunun 10. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez.” hükmünü getirmiştir. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup adi yada müteselsil kefil ayrımı yapılmamıştır.Bu hükümle yasa koyucu alacaklının asıl borçluya başvurmadan kefile başvuramayacağını amaçlamıştır. Alacaklı asıl borçluya başvurup, alacağını tahsil edemediği takdirde kefile başvurup alacağının tahsilini isteyebilecektir. Somut olayımızda davacı 8.6.2005 tarihli konut kredisi sözleşmesini kefil olarak imzalamıştır. Davalı banka asıl borçlu hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapmış,asıl borçlunun kefili olan davacı hakkında da ayrı bir icra takibi yapmıştır.Davacı kefil olması nedeniyle kendisi hakkında takip yapılamayacağının tesbiti ve maaşından haksız kesilen miktarın tahsili için bu davayı açmıştır. Halbuki davalının davacı kefilden henüz alacağını talep etme … doğmamıştır.Mahkemece, açıklanan bu nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA,peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 22.4.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.