Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2009/9654 E. 2010/3171 K. 15.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9654
KARAR NO : 2010/3171
KARAR TARİHİ : 15.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … ile davalı vekili avukat …’un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, göz kanallarının kapalı olması nedeniyle,göz akıntısı şikayetinin olduğunu,bu nedenle davalı doktor tarafından ameliyat edilerek, akıntıyı giderici tüpler takıldığını, taburcu edilip evine gönderildiğini,evinde istirahatlı iken ameliyat ipinin ucunun gözünden çıktığını,davalıyı aradığında ipi çekmesini söylediğini,ipi çektiğinde düğüm yerinin takıldığını,tekrar davalıyı aradığını,davalının evine başka bir doktor gönderdiğini,eve gelen doktorun tüpü burnundan çıkardığını,bu nedenle yeniden ameliyat olduğunu ileri sürerek 5.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, Adli Tıp Kurumundan alınan rapora göre davalı doktorun eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK.76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, göz kanallarının kapalı olması nedeniyle,göz akıntısı Şikayetinin olduğunu,bu nedenle davalı doktor tarafından ameliyat edilerek, akıntıyı giderici tüpler takıldığını, taburcu edilip evine gönderildiğini,evinde istirahatlı iken ameliyat ipinin ucunun gözünden çıktığını,davalıyı aradığında ipi çekmesini söylediğini,ipi çektiğinde düğüm yerinin takıldığını,tekrar davalıyı aradığını,davalının evine başka bir doktor gönderdiğini,eve gelen doktorun tüpü burnundan çıkardığını,bu nedenle yaniden ameliyat olduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386­390) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir … gören doktor olan vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olayda, davacının davalı hastanede davalı doktor tarafından ameliyat edildiği,davacının ameliyat sonrasında ameliyat ipinin gözünden çıkması nedeniyle takılan tüpün çıkartıldığı, bilahare 2006 yılında ikinci defa ameliyat olduğu hususu tartışmasızdır. Davacının ameliyattan sonra ameliyat ipinin ucunun gözünden çıkması üzerine, davalı doktoru aradığı, davalı doktor tarafından hastaya ipi çekmesinin söylenmesi de dikkate alındığında, ameliyat sonrası gerekli özenin gösterilmediği anlaşılmaktadır. Öyle 2009/9654-3171
olunca göze takılan tüplerin daha sonraki takip ve çıkarılmasının uzman doktorca yapılması gerektiği de göz önüne alınarak, tüpün zamanından önce çıkarılması, ameliyat ipinin kendiliğinden çözülmesi ile daha sonra yeni bir ameliyat olunması da dikkate alınarak davalının kusurunun olup olmadığı hususunda üniversiteden seçilecek, konusunda uzman bilirkişi heyetinden, mahkeme ve yargıtay denetimine uygun rapor alınarak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 750,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 15.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.