YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10542
KARAR NO : 2011/6558
KARAR TARİHİ : 25.04.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan gelen olmadığından incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı şirket, … komisyoncusu olduğunu, davalının maliki olduğu taşınmazın satışına aracılık etmesi için kendisi ile bir sözleşme yaptığını, bu sözleşmeye dayanarak satış için çalışmalar yaptığını, davalının sözleşmede gösterilen süre dolmadan kendisini devre dışı bırakarak taşınmazı üçüncü şahsa sattığını, sözleşmeden … alacağının tahsili için icra takibinde bulunduğunu, davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline %40 tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının taşınmazın satışı için çaba göstermediğini, sözleşmede gösterilen süreye dayanarak hak etmediği ücreti isteyemeyeceğini, taşınmazın üçüncü kişiye satışının başka bir emlakçı aracılığı ile gerçekleştiğini ve ücretinin ödendiğini savunarak davanın reddini %40 tazminatın tahsilini dilemiştir.
Mahkemece, sözleşmeye konu taşınmazın satımı davacı ile yapılan sözleşme süresi içinde gerçekleşmiş ise de, davacının satışa katkısı bulunmadığı bu nedenle ücrete hak kazanmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemenin 7.11.2007 tarih, 2007/39 E., 2007/604 K. Sayılı kararının taraflarca temyiz edilmesi nedeniyle dairemizin 25.11.2008 gün, 2008/5843 E., 2008/13994 K. Sayılı kararı ile “1-Dava, … komisyonculuğu sözleşmesine dayanan itirazın iptali davasıdır. BK.nun 404/son maddesi gayrimenkul tellallığı sözleşmesinin yazılı şekilde düzenlenmesini geçerlilik şartı olarak öngörmüştür. Davada, dayanılan 7.8.2006 tarihli sözleşme bu haliyle geçerlidir. Bu sözleşme ile davalı taşınmazın 350.000 YTL bedelle ve 31.12.2006 tarihine kadar davacının satması için yetki vermiş ve karşılığında satış bedelinin %2 + KDV.sini ücret olarak ödemeyi sözleşmenin 3.maddesinde; sözleşme veya uzama süresince, müşterinin taşınmazı emlakçının dışında satışını gerçekleştirmesi halinde
2010/10542-2011/6558
satış bedelinin %4 + KDV.sini ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir. Davacı, bu sözleşmeye dayanarak davalıya ait taşınmazın satışı yönünde ilan verdiğine, buna rağmen sözleşmede kararlaştırılan süre henüz dolmadan önce 12.12.2006 tarihinde sözleşmeye konu taşınmaz, üçüncü şahsa satıldığına göre davalı, sözleşmede kararlaştırılan %2 ücretten ve bu ücrete ilave olarak kabul edilmesi gereken %2 cezai şarttan (BK. 161/son maddesi gereğince tenkisi gerekip gerekmediği tartışıldıktan sonra) sorumludur. Mahkemenin, bu hususu gözardı ederek davanın reddine karar vermiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Davalı avukatınca süresi içinde “kararın düzeltilmesi talebinde bulunulmuş ise de, dairemizin 23.3.2009 gün, 2009/2556-3849 sayılı kararı ile karar düzeltme isteğinin reddine karar verilerek dosya mahal mahkemesine iade edilmiştir.
Kararın bozularak dosyanın mahal mahkemesine iadesinden sonraki aşamada mahkemece 28.9.2008 tarihli duruşmada “Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25.11.2008 tarihli bozma ilamına uyulmasına” karar verilmiş ise de yapılan yargılama sonunda kararda belirtilen nedenlerle yeniden davanın reddine karar verilmiştir.
9.5.1960 tarih, 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, “bir mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı olması usule uygun sayılmaz ve bozma sebebidir. Mahkemenin bozma kararına uyması ile meydana gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu taraflardan biri lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdu ve buna usuli müktesap hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir. Bu durum kamu düzenine ilişkindir. Usuli müktesep hak yeni bir kararla ortadan kaldırılamaz.
Açıklanan nedenlerle; mahkemece, bozma kararına uyulmasına ve bu suretle davacı lehine usuli müktesap hak oluşmasına rağmen, uyulan bozma gerekçesi doğrultusunda karar verilmesi gerekirken, bozmaya aykırı olarak yeniden davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 17.15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 25.4.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.