YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11343
KARAR NO : 2011/2636
KARAR TARİHİ : 23.02.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile evli olduklarını, kendisine ait taşınmazın satışı için davalıya 24.4.2003 tarihli vekaletname verdiğini, 18.08.2005 tarihinde azlettiğini, davalının taşınmazını 9.06.2005 tarihinde 3.bir kişiye sattığını ancak satış bedelinin kendisine ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 75.000.-TL. satış parasının resmi satış tarihi olan 09.06.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş,15.10.2007 tarihli ıslah dilekçesiyle de 115.000 TL nin dava tarihinden faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini dilemiştir.
Davalı, satış bedelinin davacıya ödendiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 100.000,00 TL nin 9.6.2005 tarihinden yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının, davalıyı kendine ait taşınmazı satması için vekil tayin ettiği ve bu hususta 24.04.2003 tarihli vekaletnamenin düzenlendiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı gibi bu husus tarafların ve mahkemenin de kabulündedir. Davacı ile davalı arasındaki ilişki bu mahiyeti itibariyle vekalet sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Vekalet sözleşmesi, vekil ile vekalet verenin karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının önemli bölümü bu güven unsurundan kaynaklanır. “Vekil; vekil edenine karşı vekaleti iyi bir surette ifa ile yükümlüdür”. “Vekil, vekaleti sadakat
2010/11343-2011/2636
ve özenle ifa etmelidir ve vekaletin ifası sırasında kendisine karşı duyulan güvene uygun olarak vekil edeninin yararlarını sözleşmeyle güdülen amaç çerçevesinde korumak yükümü altındadır” (BK m. 390/2). Bu nedenle vekil, sadakat borcu gereği olarak vekil edenin yararına ters düşecek ve ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak yükümü altındadır. Davalı, vekil olarak yaptığı işin hesabını vermekle de yükümlüdür. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayan bir davranış içerisinde bulunan vekil, Borçlar Yasası’nın 390/1. maddesine göre sorumlu olur.
Dava konusu olayda vekil ile vekalet veren vekaletname tarihinde ve satış tarihinde karı koca olduğu için bunlar arasındaki hukuki ilişkinin HUMK.nun 293. maddesi hükmünce tanıkla ispatı mümkündür.09.6.2005 tarihinde satılan taşınmaz için bilgisine başvurulan davalı tanıklarının 09.04.2008 tarihli oturumda taşınmazın satış bedeli olan 90.000 TL nin davacıya yanlarında ödendiğini ifade etmişlerdir. Mahkemece, gerekçeli kararda davalı tanık beyanları üzerinde hiç durulmadan hüküm tesis edilmiştir. Hal böyle olunca, dinlenen tanık beyanları değerlendirilmek suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 1.478.00 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 23.2.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.