YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12809
KARAR NO : 2011/7625
KARAR TARİHİ : 10.05.2011
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı … A.Ş avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat … ile davalılar vekili avukat … Sertkaya’nın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, dava dışı Bayındırlık Bakanlığının 2000 yılında ihalesini yaptığı deprem konutlarına kendilerinin teklif vermeleri ve ihalenin uhdelerinde kalması halinde de ihale konusu işin %50 ortak olarak birlikte yapılması için davalılarla adi ortaklık oluşturduklarını, ihale konusu işin kendilerinde kaldığını ve yüklenilen işi tamamladıklarını ve kesin kabulün 28.2.2002 tarihinde yapıldığını, ancak ihale konusu işten dolayı 2001 yılı fiyatlarıyla 5.640,750.510.794 TL zarara uğranıldığını, davalıların verdikleri bonoların bedelini ödemeyip sahtecilik iddiasıyla şikayette bulunduklarını, davalıların ihale konusu işten dolayı uğranılan zararın yarısından sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlası saklı kalmak üzere 300.000 TL.nin tahsilini istemişlerdir.
Davalılar, davacılarla aralarında anılan işe ilişkin sözlü veya yazılı bir adi ortaklık oluşturulmadığını, zamanaşımı süresinin de dolduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
2010/12809-2011/7625
Mahkemece, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin sözlü olarak mevcut olduğu, davaya konu işin kesin kabulünün 28.2.2002 tarihinde yapıldığı dava tarihi itibariyle BK.nun 126/4.maddesindeki beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar eldeki davada, Bayındırlık Bakanlığı ihalesini kendilerinin kazandığını ve ihale konusu işi birlikte yürütmek için davalılarla adi ortaklık oluşturduklarını, meydana gelen zarar da davalıların yarı oranında sorumlu olduklarını ileri sürmüş, davalılar ise aralarında adi ortaklık bulunmadığını savunmuşlardır. Ne var ki, mahkemece taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin sözlü anlaşma ile kurulduğu benimsenmiş ve ancak zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Mahkemenin adi ortaklık ilişkisinin kurulduğuna dair gerekçesi davalılar tarafından temyiz edilmeyerek benimsenmiş bulunmaktadır. Hal böyle olunca taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin kurulduğunun kabulü zorunludur. Adi ortaklık ilişkisinin varlığı kabul edildiği için de olayda zamanaşımı süresinin dolup dolmadığının incelenmesi gerekir. Adi Ortaklığa konu olayın gerçekleşmesi durumunda ortaklığında fesih ve tasfiye edildiği söylenemez. Ortaklık, taraflar arasında yapılan bir anlaşma veya mahkeme kararı olmadıkça tasfiye ediliş sayılamaz. Bir başka deyişle, tarafların ortaklıktaki hak ve borçları hususunda taraflar arasında bir anlaşma olmadıkça veya bu husus mahkeme kararıyla belirlenip tasfiyeyle karar verilmedikçe adi ortaklığın devam ettiği kabul edilmelidir. Fesih ve tasfiye edilmeyen adi ortaklıkta da zamanaşımı süresi başlamaz. Eş söyleşiyle, zamanaşımı süresi ancak fesih ve tasfiye anında başlar. Dava konusu olayda, ortaklık konusunu oluşturan … 28.2.2002 tarihinde tamamlanmış ise de, taraflar arasındaki adi ortaklığın fesih ve tasfiye edildiği iddia ve ispat edilemediği için zamanaşımı süresi henüz başlamamıştır ve bu nedenle olayda zamanaşımı süresinin dolduğundan da söz edilemez.
Taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulup, ortaklık konusu işte gerçekleştirildiğine göre, tasfiyeninde bizzat mahkemece yaptırılması gerekir. Ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesi ayrı ayrı hukuki işlemlerdir. BK.nun 538.maddesinde belirtildiği gibi tasfiye bütün mal varlığının belirlenip ortaklarının birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan … tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması yada satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin BK. 539 ve devamı maddelerine göre yapılması
2010/12809-2011/7625
gereklidir. Dava konusu olayda, taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığı ve tasfiye ile ilgili bir anlaşmada bulunmadığı için tasfiyenin BK.nun 539 ve devamı maddelerine göre yapılması zorunludur. Dava konusu adi ortaklıkta davacıların yönetici ortak konumunda bulundukları belirgin olup, mahkemece adi ortaklığın hesap ve belgeleri ile dava konusu (ortaklık konusu) işe ait hesap ve belgeler taraflardan ve özellikle yönetici ortak olan davacılardan istenmeli, tarafların birbirlerinden talep edebilecekleri hak ve alacaklarının bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişiden rapor alınması, davacılar hakkında davalılarca ortaklık konusu işten dolayı verildiği iddia edilen senetlerde sahtecilik yapıldığı iddiasıyla açılan ve görülen ceza davaları da değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece değinilen bu yönler ve özellikle adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi yapılmadığı ve bu nedenle tarafların birbirlerinden hak ve alacaklarının belirlenmediği zamanaşımı süresinin de bu itibarla henüz başlamadığı gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan kararın davacılar yararına BOZULMASINA, 825,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacılara ödenmesine, peşin alınan 17.15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 10.5.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.