Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/1298 E. 2010/8092 K. 07.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1298
KARAR NO : 2010/8092
KARAR TARİHİ : 07.06.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın icra inakar tazminatı talebinin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı dava dilekçesi ile; Davalı Belediyeden faturalı alacağı bulunduğunu, ödenmeyince davalı hakkında icra takibi başlattığını, haksız yere itiraz edildiğini, daha sonra da icra dosyasına 30.000 TL kısmi ödeme yapıldığını, davalı ile yaptığı görüşme üzerine de kendisine 62.459 TL borçlu olduğuna dair hesap özeti verildiğini, icra takibinden sonra ödenen parayı faize saydığını ancak kalan 62.459 TL için itirazın kaldırılarak davalının inkar tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
Davalı davanın Reddini dilemiş ancak yargılama esnasında davalı tarafından 30.000 TL kısmi ödeme yapılmıştır..
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; Davalının 32.459,00 TL. asıl alacak miktarına yönelik olarak yapmış olduğu itirazının iptaline, koşulları oluşmadığından icra inkar tazminatı isteğinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereğince, inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kotu niyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır.
Bunlardan başka, alacağın likit ve belirli olması da
2010/1298-8092
gerekir. Alacağın gerçek miktarı belirli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kurallar ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, kabul edilen asıl alacak miktarı üzerinden icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekir.
Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde icra-inkar tazminatına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK’un 438/7 maddesi hükmü gereğidir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan neden ile temyiz olunan hükmün gerekçe bölümünün son cümlesinde yer alan “davacı alacaklının alacağını bilirkişi incelemesi ile ortaya konulmuş olması……..koşulları nedeni ile oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiştir” cümlesi ile, karar bölümünde yer alan “Koşulları oluşmadığından tarafların icra inkar tazminatı taleplerinin Reddine” kısımlarının gerekçeden ve hükümden çıkarılarak, hüküm yerine “Davacı lehine, takip tarihindeki asıl alacağın yüzde 40’ı oranında inkar tazminatına hükmedilmesine” sözlerinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 7.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.