Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/17871 E. 2011/15484 K. 26.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/17871
KARAR NO : 2011/15484
KARAR TARİHİ : 26.10.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, … köyü … mevki 7 parselde kayıtlı 153.875 m2 miktarındaki yerin doğu kısmının … tarafından 17.10.1966 tarihinde Noter Senedi ile satarak zilyetliğini kendisine devrettiklerini, doğu kısmının tamamını Cihanbeyli Noterliği’nin 7.9.1982 gün ve 8450 yevmiye sayılı zilyetliğin devri sözleşmesi ve ekindeki Noterden tasdikli 14.12.1961 günlü ve 2524 yevmiye nolu tapusuz satış senedi ile yaklaşık 50 dekarı satın aldığını, yine Cihanbeyli Noterliği’nin 10.8.1983 günlü gayrimenkul zilyetliğinin devri sözleşmesi ile 25 dekarlık kısmını satın aldığını, ayrıca aynı gün ve 712 yevmiye numaralı sözleşme ile muris … oğlu … ’ın varislerinden bu taşınmazı satın aldığını belgelediğini, son olarak da, Cihanbeyli Noterliği’nin 8.8.1995 gün ve 9804 yevmiye numaralı sözleşme ile bundan önceki senetlerle satılıp teslim edilen yerin tamamının 105 dekar olup, bedelinin tamamen ödendiğini, ancak kadastro sırasında bu yerin muris … oğlu … adına tescil edildiğini, Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan isim tashihi davasının husumet nedeniyle reddedildiğini, doğru şahıslar aleyhine açılan Cihanbeyli asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2004/214 esas sayılı tapu iptal ve tescil davasının ise 3402 sayılı Yasanın 12. maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü süre nedeniyle reddedilip kesinleştiğini, böylece bu taşınmazın
2010/17871-2011/15484
daha önceden satılıp parasının da ödenmesine rağmen, satıcı taraf olan davalılar adına tapuya tescilinin sonucu davalıların sebepsiz zenginleştiklerini, bu nedenle fazlaya dair haklarının saklı kalmak kaydıyla 16.800 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesini dilemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece; davanın 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, eldeki bu davasında, Kadastroca … köyü … mevkiinde bulunan 113 ada 7 parselde kayıtlı bulunan 153.875 m2 miktarındaki taşınmazın doğu kısmının davalıların murisinden muhtelif tarihlerde Noterde düzenlenen sözleşmeler ile satın aldığını ve yaklaşık 105 dekarlık kısmının adına tescili gerekirken tescil edilmediğini, açmış olduğu tapu iptal ve tescil davasının da hak düşürücü süre yönünden reddedildiğini ileri sürerek davalıların sebepsiz zenginleştiklerinden bahisle taşınmazın değeri olan 16.800 TL’nin davalılardan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, Davanın niteliği itibariyle 3402 sayılı Yasanın 12.maddesinde düzenlenen 10yıllık hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı konusunda toplanmaktadır. Evvelemirde bu hususun irdelenmesi ve buna göre de davanın süresinde açılıp açılmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Gerçektende; incelenen Cihanbeyli asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1999/1313 esas ve 2000/252 karar sayılı dava dosyasında, 113 ada 7 parsel için davalı … aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verildiği, bu kararın kesinleşmemiş olmasına karşın, davacı tarafından bu kez Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2004/214 esas ve 2004/854 karar sayılı dosyasıyla Davacı tarafından … mirasçıları aleyhine tapu iptal ve tescil davası açıldığı ve bu davanın 3402 sayılı Yasanın 12.maddesi uyarınca 10 yıllık hak düşürücü süre nedeniyle reddedildiği ve bu kararın Yargıtay 8.Hukuk dairesinin ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Gerçektende, 3402 sayılı Yasa’nın 12/3.maddesi “tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren onyıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” hüküm getirilmiş ve bu maddede yeralan onyıllık sürerin hak düşürücü nitelikte olduğu gerek doktrinde gerekse uygulamada kabul edilmiştir. Esasında bu konuda bir uyuşmazlıkda bulunmamaktadır. Uyuşmazlık hak düşürücü süre niteliğinde olan bu sürenin sözleşmenin ifa edilememesi yada tasfiyesi halinde
2010/17871-2011/15484
de uygulanıp uygulanmayacağı konusunda toplanmaktadır. Bu aşamada 3402 sayılı Yasanın gerekçesine ve amacına bakmak gerekmektedir. Yasanın 1. maddesi “bu kanunun amacının, memleketin kadastrol topoğrafik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarının arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarının tespit etmek ve bu suretle Türk Medeni kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmaktır.” Denilmiştir. Anılan maddenin gerekçesinde de, “Bir nevi tasfiye mahiyeti’ taşıyan bu Kanunun amacı, genel hükümlerden ayrık olarak, taşınmaz mal mülkiyetin tespitinde, tapusuz taşınmaz malları tapuya bağlamak tapulu olanların tapularını yenilemek ve sınırlarını arz üzerinde belirleyip haritaya bağlamak suretiyle, Medenî Kanunun öngördüğü şekilde tapu sicilini tesis etmektir.” Denilmiştir. Yine Kanunun 12/3. maddesinin gerekçesinde ise, “Kadastro çalışmaları tamamlanarak kesinleşen tespitlerin, kısa sürede tapu kütüklerine kaydedilme işlemlerinin kesinleşme tarihinden itibaren en geç üç ay içinde bitirilmesi, ayrıca büyük emek ve masrafla meydana getirilen düzenli kütük ve kadastro işlemlerinin korunmasını sağlamak için, kamu ve özel mal ayrımı yapılmadan kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki ‘ hukukî sebeplere dayanılarak dava açılamayacağı esası getirilmiştir. Burada kadastro işlemlerinin eski olaylara dayanılarak, süresiz olarak askıda bırakılmasının kamu düzenini ters yönde etkileyeceği ve kamu zararı doğuracağı gerçeğinden hareketle mülkiyet hakkı değil sadece hak arama hürriyeti kısıtlanmıştır. Aynı hüküm 766 sayılı Kanunun 31 inci maddesinde de mevcut olmakla birlikte, on yıllık hak düşürücü sürenin başlangıç tarihi tapu kütüğüne tescil tarihi olarak kabul edilmişti.” Yönündedir. Yasa’nın genel gerekçesinde de, paralel hükümler olmakla birlikte, özellikle 12/3. maddesinin gerekçesinden tapulama/kadastro yoluyla oluşan sicillerin sık sık bozulmaması, tapu sicilinde sürekli bir düzen sağlamak amacıyla, kayıtlara karşı açılacak davaların hak düşürücü süreyle sınırlandırılmış olduğu, bu sürelerin kamu düzeni düşüncesiyle kabul edildiği, anlaşılmıştır. Buradan amaçlananın tapu sicillerinin sağlıklı olması, sık sık değişmesinin engellenmesi ve özellikle kadastrodan önceki sebeplere dayalı olarak sicillerin devamlılığının sağlanmasıdır. (Süleyman Sapanoğlu, tapu iptal ve Tescil Davaları, 2010 baskı, 2. cilt, sh. 1510) . Burada kastedilenin tapu sicillerinin değiştirilmesini öngören tüm davalar olduğu, bunlardan kadastrodan önceki nedene dayalı olanların hak düşürücü süreye tabi olup, kadastrodan sonraki nedenlere dayalı olarak açılan davalarda ise, 3402 Sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinde yazılı bulunan 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olmadığı anlaşılmaktadır. Az yukarıda
2010/17871-2011/15484
açıklandığı üzere tapu sicillerinin değiştirilmesine yönelik davalarda bu süre uygulanmalıdır. Nitekim Dairemizin 23.1.1976 gün ve 3352 esas ve 323 karar sayılı ilamında da; “taşınmaz mal satış vaadi sözleşmelerinden doğan davaların için BK.nun 125.maddesinde yazılı on yıllık zaman aşımı süresinin uygulanacağı” vurgulanmış olup, o tarihte yürürlükte olan 766 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde de, hak düşürücü süre yönünden bir düzenleme bulunmakta olup, hak düşürücü sürenin uygulanacağı yönünde bir saptama bulunmamaktadır. Diğer yandan hak düşürücü süre ile zamanaşımı ayırımı yönünden Hukuk Genel kurulu’nun 22.2.1984 gün ve 131 K.sayılı kararında da “…Bundan ayrı olarak zamanaşımı kural olarak alacaklarda söz konusu olurken; hak düşürücü süre alacak yanında, yenilik doğuran haklar, telif ve ihtira haklarında da söz konusu olur. En önemlisi, hak düşürücü sürenin zamanaşımı hilafına kesilmesi ve durması söz konusu olmadığından böyle bir sürenin geçip geçmediği hakim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulması da zorunludur. Oysa BK.nun 140. maddesine göre, zamanaşımını hakim re’sen nazara alamaz.”
Somut olayda da, 3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinin uygulanması söz konusu olmayıp, BK.nun g.menkul alım-satımına ilişkin sözleşme ilişkilerinde BK.nun 125. maddesinde bulunan zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Oysa Davalıların zamanaşımı def’i bulunmamaktadır. Bu durumda Mahkemece işin esası incelenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, Temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 15.60 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 26.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.