YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/18607
KARAR NO : 2011/9110
KARAR TARİHİ : 09.06.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, davalı ile ortak patates ekip yetiştirdiklerini, davalının ortaklık paylarını vermediğini, alacaklarının tahsili için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000-TL’nin tahsili için açtıkları davanın kabulüne karar verilerek kesinleştiğini ileri sürerek, bakiye 70.596-TL alacağın ek raporun davalıya tebliğ edildiği 17.02.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini istemişlerdir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 40.112-TL’nin önceki dava tarihi olan 29.01.2007 tarihinden işletilecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş olup; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, alacağın ek raporun davalıya tebliğ edildiği 17.02.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini istemişler; mahkemece, alacağın önceki dava tarihi olan 29.01.2007 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, ödeme günü yasa ya da sözleşme ile kararlaştırılmayan alacaklarda, borçlu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşürülür. Eğer ihtar çekilmemişse, açılan davanın tarihi temerrüt tarihi ve faizin başlangıcı olarak kabul edilir. Kısmi davanın, dava edilmeyen fakat saklı tutulan miktar bakımından borçluyu temerrüde düşürmeyeceği, yargısal kararlarda benimsenmektedir. Çünkü açılan dava, ancak dava konusu edilen miktar kadar davalıyı temerrüde düşürür. Bilinmeyen ve yargılama aşamasında bilirkişi raporu ile ortaya çıkan kesim için kısmi davanın, bu kesim için de borçluyu temerrüde düşüreceğinden söz etmeye yasal olanak bulunmamaktadır. Daha sonra açılan ek davada davalı önceden temerrüde düşürülmemişse, ek dava tarihi itibariyle borçlunun temerrüde düşürüldüğü, bunun sonucu olarak ek davaya konu alacaklara ek dava tarihinden itibaren faiz yürütüleceği Yargıtay’ca benimsenmektedir (Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E:2002/9-564, K:2002/572, T:03.07.2002).
Somut olayda, davacıların ek dava ile talep ettiği alacak yönünden davalının daha önce temerrüde düşürüldüğü ispat edilememiştir. O halde, yukarıdaki açıklamalar ışığında, ek dava tarihi olan 20.01.2010 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde önceki dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması HMUK.un 436/2 maddesi hükmü gereğidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle kararın hüküm fıkrasının 1.bendinde yazılı ”önceki dava tarihi olan 29.01.2007” ibaresinin karardan çıkartılarak yerine “dava tarihi olan 20.01.2010” söz ve rakamlarının eklenmesine, kararın düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan 595,70 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 9.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.