Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/2327 E. 2010/8633 K. 15.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2327
KARAR NO : 2010/8633
KARAR TARİHİ : 15.06.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca duruşmasız davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de çağrı kağıdı gederi ödenmediğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar veriltikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıdan haricen satın almış olduğu dairenin, tapu devrinin teminatı olarak, davalı tarafından verilen bono gereğince takip başlattığını, ne var ki takip konusu senedin teminat senedi olduğu gerekçesiyle davalının başvurusu üzerine İcra Tetkik Mercii tarafından söz konusu takibin iptal edildiğini, satış bedelini ödediği halde tapu devrinin yapılmadığını ileri sürerek, satın almış olduğu dairenin tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde ise, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 20.000 YTL’nin faiziyle birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, kısa kararda, “tapu iptal tescil talebinin reddine, alacak talebinin kısmen kabul, kısmen reddine, 14.000 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ait istemin reddine” gerekçeli kararda ise, “tapu iptal tescil talebinin reddine, alacak talebinin kısmen kabul, kısmen reddine, 14.400 TL alacağın dava tarihi olan 12.9.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ait istemin reddine” şeklinde hüküm kurulmuş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
1-HUMK.nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 2010/2327-8633
389 maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.nun 388 maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararda “14.000 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ait istemin reddine” şeklinde, faiz talebinin tümüyle reddedildiğine ilişkin hüküm kurulmasına rağmen, gerekçeli kararda ise, 14.400 TL alacağın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş olması, az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Mahkemece 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 507,60 TL peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 194,40 TL peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 15.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.