YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3181
KARAR NO : 2010/4477
KARAR TARİHİ : 06.04.2010
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı şirket ile imzaladığı sözleşme ile davalının inşaa ettiği tatil köyündeki bir adet villayı satın alıp bedilini ödediğini, davalının inşaatı tamamlayıp tesisi işletmeye açtığı halde villanın tapusunu vermediğini, davalının kullanma (kira) bedelinden sorumlu olduğu gibi kullandırılmayan tatil bedellerindende sorumlu olduğunu belirterek 1994-2001 tarihleri arası kullanma bedeli 38.200 DM karşılığı 22.265.73 TL ve 1994-2002 tarihleri arası kullandırılmayan tatil bedeli karşılığı 2000 DM’ın TL karşılığı olan 1.165.74 TL’nin tahsilini fazlaya devir haklarının saklı tutulmasını istemiş, 3.4.2003 tarihli ıslah dilekçesi ilede villanın satılması nedeniyle villa değerinden fazlası saklı tutarak 50.000 DM karşılığı 37.000 TL’nin dava dilekçesindeki taleplerine eklenmesi suretiyle tahsilini istemiştir.
Davalı, tatil köyü inşaatı için dava dışı bankadan alınan kredinin ödenememesi nedeniyle tatil köyü ve şirkete ait tüm malvarlığının icra vasıtasıyla satıldığını, tapunun bu nedenle verilemediğini savunarak davanını reddini dilemiştir.
Mahkemece, villanın raiç değerinin bilirkişi tarafından 220.000 TL olarak belirlendiği ve ancak davacının şimdilik villa değerinden 37.000.00 TL istediği, 21.749.24 Tl kira alacağı olduğu gerekçesiyle toplam 58.749.24 TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya dair hakların saklı tutulmasına karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz
itirazlarının reddi gerekir.
2-Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir (MK.706, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne varki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tesbitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2.maddesine göre akdin geçersizliğinin
2010/3181-4477
ileri sürülemiyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır. Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olayda mahkemece, satım bedeli olarak sözleşmede kararlaştırılan ve davacı tarafından 1986 yılında ödenen 7.000.000 TL’nin çeşitli ekonomik etkenlere göre (enflasyon, tüfe, altın ve döviz kurlarındaki artışlar vs) dava tarihi itibariyle ulaşacağı alım gücünün yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle bağlı kalınarak hükmedilmelidir. Mahkemenin deyinilen bu yönü gözardı ederek raiç değere hükmetmiş olması usul ve yasaya aykırır olup bozma nedenidir.
3-Davacı eldeki davada ayrıca kullanma (kira) bedelide istemiş ve mahkemece bu kalem talep 21.749.24 TL olarak hüküm altına alınmıştır. Oysa az yukarıda 2 numaralı bentle vurgulandığı üzere, taraflar arasındaki sözleşme geçersiz olup, geçerli sözleşmelerde uygulanma imkanı bulunan kira bedelinin sözleşme geçersiz olduğu için istenmesi olanaklı değildir. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek bu kalem isteğin tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş, olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, temyiz olunan kararın davalı yararına 2 ve 3 numarıl bentler uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 6.4.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.