Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/8125 E. 2011/3451 K. 08.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8125
KARAR NO : 2011/3451
KARAR TARİHİ : 08.03.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatınca duruşmalı davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılar vekili avukat … Alphaz geldi, davacı adına gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalılardan …’e ait kooperatif hissesini diğer davalılardan satın aldığını, ancak hisse devrinin yapılmadığını, 1995 yılında açtığı dava sonunda ödediği 45.000 DM karşılığında 800.000.000 TL’na hükmedildiğini, hükmedilen bu miktarı icra vasıtasıyla 3.000.000.000 TL olarak tahsil ettiğini, 1995 tarihinden parayı tahsil ettiği 2003 tarihine kadar geçen sürede çeşitli ekonomik etkenler neticesinde bugün %60 oranında bitmiş bir eve sahip olması gerekirken ancak 3.000.000.000 TL (eski TL) tahsil edebildiğini, tahsil ettiği bedelin 3000 DM yaptığını, 45.000 DM’ın elinde olmuş olsaydı bugün 60000 DM’a ulaşacağını ileri sürerek fazlası saklı kalmak üzere 42000 DM karşılığı 21.475 Euronun munzam zarar olarak tahsilini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Davanın kesin hüküm nedeniyle reddine dair mahkeme kararının dairemizce bozulması üzerine yapılan yargılama sonunda, eldeki davadaki talebin kesinleşen 1999/340 Esas sayılı davadada ileri sürüldüğü, davacının temerrüt faizini 2010/8125 2011/3451
Aşan bir zararının iddia ve ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle taraflar arasında görülüp kesinleşen Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/340 Esas sayılı dava dosyasında davalıların hasım olarak sorumluluklarına karar verilmiş olmasına göre davalıların tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde; Uyuşmazlığın çözümü için “munzam zarar” kavramı üzerinde durmak gerekir. Gerçekten, borçlunun temerrüdü sonucu para borcunun vadesinde ödenmemesi alacaklının zararına olacağı açıktır. Yasa koyucu, bu şekilde oluşan zararın kural olarak temerrüt faiziyle karşılanacağını varsaymıştır. Ne var ki, alacaklının bu yüzden uğradığı zararın her zaman temerrüt faiziyle karşılanamayacağı düşünülerek Borçlar Kanunun l05. maddesinin birinci fıkrası ile “alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir” hükmü getirilmiştir. Bu hükme göre alacaklı faizi aşan zararını isteme hakkına sahiptir.
Yasada geçmiş günler faizini aşan zararın türü ve niteliği konusunda bir açıklık yoksa da, buradaki zararın hukukumuzdaki müspet zarar tanımlamasıyla eşdeğer olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca bu zararın, borçlu temerrüde düşmeden borcunu … olsa idi, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki fark; temerrüt faizi ile karşılanamayan zarar olarak tanımlanabilir. Böyle bir zarar, her somut olayın özelliğinden kaynaklanabilir.
Munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağının geç ifa edilmesinden dolayı faizle karşılanamayan zararını ve miktarını zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek durumundadır. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir.
Munzam zarar temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçecek zaman içinde artarak devam eden yeni bir borçtur. Asıl borcun kaynağı haksız fiil, nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde bu borcun hukuki sebebi asıl alacağın temerrüde uğraması gibi hukuka aykırılıktır. O nedenle, asıl alacak ve temerrüt faizleri yönünden icra takibi yapması ve dava açılması sırasında onlarla birlikte istenilmemiş olması veya bu zarar hakkının 2010/8125 2011/3451
Saklı tutulmamış olması davanın görülmesine engel değildir. Zaman aşımı süresi içinde her zaman bu yöne ilişkin dava açılabilir.
Her ne kadar M.K.nun 6.ncı maddesi hükmüne göre davacı iddiasını ispat etmekle yükümlü ise de; bu kural mutlak değildir. İstisnaların başında karine gelir. Var olan bir durumdan bilinmeyen bir durumun çıkarılması halinde karine var denir. Olayımızda yasal bir karine yoktur. Buna karşılık yaşanan hayatın gerçekleri ve olaylarından çıkan eylemli bir karinenin varlığı tartışmasızdır. Ticari hayatın içinde olan davacının eline geçecek parayı işinde değerlendirmesi veya en azından vadeli banka hesabına veya benzer gelir getiren kurumlara yatırarak en iyi şekilde yararlanması beklenebilecek bir davranış olup, bu davranış toplumumuzun içinde bulunduğu ekonomik-sosyal yaşantısına da uygun düşer. Bu tür getiri oranlarının temerrüt faizinden fazla olduğu hususu da bilinen bir vakıadır. HUMK.nun 238. maddesi gereğince maruf ve meşhur olan hususlar münazaalı sayılmaz. Bu nedenle davacının temerrüt faizinden fazla bir zararı olduğu ortadadır. Davalı bu karinenin aksini ispat etmek durumundadır. Davalılar bu hususu ispatlayamamıştır. Hal böyle olunca kural olarak davalılar, temerrüt tarihinden paranın tahsil edildiği tarihe kadar oluşan ve faizi aşan davacı zararından sorumludurlar.
Hemen belirtmek gerekirki, dairemiz bozma ilamında belirtildiği üzere, taraflar arasında görülüp kesinleşen Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/340 Esas sayılı davasında, taraflar aynı ise de, o davanın müddeabihi ve konusu ile eldeki davanın müddeabihi ve konusunun farklı olması nedeniyle, 1999/340 Esas sayılı dava dosyası eldeki dava için kesin hüküm teşkil edecek nitelikte değildir. Öte yandan bir davada maddi olayları açıklamak ve bu olayları ispatlamak davanın tarafına, olaya uygulanacak maddi hukuk kurallarını bularak uygulamak görevli hakime aittir. Bu bağlamda, eldeki davadaki dava dilekçesi ve aşamalardaki davacı beyanı değerlendirildiğinde, davacının talebinin 800.000.000 TL’nı geç almasından kaynaklanan munzam zarar talebine ilişkin olduğunun kabul edilmesi gerekir. Hal böyle olunca Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/340 Esas sayılı davasınıda eldeki davadaki taleplerin ileri sürüldüğünün kabulü olanaklı değildir.
Bu durumda, mahkemece davalıların temerrüde düştüğü tarihten, icradan paranın tahsil edildiği tarihe kadar geçen zaman zarfından gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranları, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları, TL karşısında döviz kurlarını gösterir liste 2010/8125 2011/3451
ilgili resmi kurumlardan getirtilmeli, konusunda uzman bilirkişi kurulundan az yukarıda açıklanan ilkeler ışığında taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmalı, davacının zarar miktarı belirlenmeli, belirlenen bu miktardan tahsil edilen faiz miktarıda düşüldükten sonra davacının oluşmuş munzam zararı var ise bu miktara hükmedilmelidir. Bu yönlerin gözardı edilerek yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 1.25 TL kalan harcın temyiz edenden alınmasına, 8.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.