YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8438
KARAR NO : 2010/16961
KARAR TARİHİ : 15.12.2010
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 27.05.2002 tarihinde satın aldığı mesken için davalı ile 15.07.2002 tarihinde abonelik sözleşmesi imzaladığını, sözleşme tarihinden sonra düzenlenen tüm kullanım faturalarını zamanında ödediği halde davalının meskeni satın aldığı tarihten önceki birikmiş 10.656,00 TL borcun ödenmesini talep ettiğini, elektriğinin bu borç nedeni ile kesildiğini ileri sürerek, satın alma tarihlerinden önceki 10.656,00 TL borç nedeni ile borçlu olmadığının tespiti ile 3000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kısa kararda davanın kısmen kabulüne, manevi tazminata yönelik istemin reddine, Alacak yönünden davacının 10656,00 TL borçlu olmadığının tespitine, gerekçeli kararda ise davanın kısmen kabulüne ,manevi tazminata yönelik istemin reddine, Alacak yönünden davacının 10656,00 TL borçlu olmadığının tespitine, 2028,30 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-HUMK’nın 381. maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı Yasa’nın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK’nın 388/son maddesi gereğince 2010/8438-16961
de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı Kanun’un 389. maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK’nın 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HUMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada,kısa kararda 2028,30 TL maddi tazminat ile ilgili bir hüküm yok iken gerekçeli kararda 2028,30 TL maddi tazminat ile ilgili hüküm kurulmuş olması, az yukarıda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, kararın bozulmasını gerektirir. Mahkemece 10.04.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı ıçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi, kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün (BOZULMASINA), 2. bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 150,00 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 15.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.