Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2010/871 E. 2010/5745 K. 26.04.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/871
KARAR NO : 2010/5745
KARAR TARİHİ : 26.04.2010

1-…, 2-… vekili avukat … ile …vekili avukat … aralarındaki dava hakkında … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 18.12.2008 gün ve 292-314 sayılı hükmün Dairemizin 26.10.2009 tarih ve 4551-12178 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.

K A R A R

Davacılar, 16.12.2002 tarihli sözleşme ile aylık 1.000 USD karşılığında taşınmazlarını davalıya petrol istasyonu olarak kiraya verdiklerini, doların değer kaybına uğraması nedeniyle kiranın düşük kaldığını ve edimler arasında dengesizlik oluştuğunu ileri sürerek aylık 1.000 USD olan kiranın dava tarihinden itibaren 5.000 YTL.ye uyarlanmasına karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, aylık kiranın 1.750 USD.na uyarlanmasına karar verilmiş; tarafların temyizi üzerine Dairemizce, bilirkişi raporu içeriğine göre uyarlama şartlarının oluşmadığı ve böylece davanın reddedilmesi gerekçesiyle davalı lehine hüküm bozulmuş; bu kez davacılar karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır.
1-Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre HUMK.nun 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birisine uygun olmayan, davacıların sair karar düzeltme istemlerinin reddi gerekir.
2-Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Yeri gelmişken hemen belirtelim ki, sözleşme serbestliği ilkesi tarafların birbirleri karşısında eşit hak sahibi olarak bulunmalarını gerektirir.Gerçekte de, sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.
Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet (M.K. Md. 4,2) kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebüs Sic Stantibus- Beklenmiyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır.
Tarafların iradelerini etkileyip sözleşmeyi yapmalarına neden olan şartlar daha sonra önemli surette, çarpıcı, adaletsizliğe yol açan olayların gerçekleşmesi ile değişmişse, taraflar artık o akitle bağlı tutulmazlar. Değişen bu koşullar karşısında M.K. 2. maddesinden yararlanılarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesi imkanı hasıl olur.
Sözleşmenin edimleri arasındaki dengeyi bozan olağanüstü hallere harp, ülkeyi sarsan ekonomik krizler, enflasyon grafiğindeki aşırı yükselmeler, şok devalüasyon, para değerinin önemli ölçüde düşmesi gibi, sözleşmeye bağlılığın beklenemeyeceği durumlar örnek olarak gösterilebilir.
Karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt üst olması, borcun ifasını güçlendirmesi durumunda “İŞLEM TEMELİNİN ÇÖKMESİ” gündeme gelir. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yaranına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar.
Sözleşmenin yeni durumlara uyarlanması yapılırken önce sözleşmede, daha sonra kanunda bu hususta intibak hükümlerinin bulunup bulunmadığına bakılır. Sözleşmede ve kanunda hüküm bulunmadığı taktirde sözleşmenin değişen hal ve şartlara uydurulmasının gerekip gerekmiyeceği incelenir. Bazen de sözleşmede olumlu ve olumsuz intibak kaydı bulunmakla beraber, bu kayda dayanılarak sözleşmenin kayıtla birlikte aynen uygulanmasını talep etmek MK.Md.2/2 hükmü anlamında hakkın kötüye kullanılması manasına gelebilir. Böyle bir durumda sözleşmedeki intibak kaydına rağmen edimler arasında aşırı bir nisbetsizlik çıkmışsa uyarlama yine yapılmalıdır. İşlem temelinin çöküşüne ilişkin uyuşmazlıkların giderilmesinde kaynak olarak M.K.’nun 1,2 ve 4 ncü maddelerinden yararlanılacaktır. İşlem temelinin çöktüğünün dikkate alınması dürüstlük kuralının gereğidir. Diğer bir anlatımla durumun değişmesi halinde sözleşmede ısrar etmek dürüstlük kuralına aykırı bir tutum olur. Değişen durumların, sözleşmede kendiliğinden bulunan sözleşme adaletini bozması halinde, taraflar bu haller için bir tedbir almadıklarından, sözleşmede bir boşluk vardır. Bu boşluk sözleşmenin anlamına ve taraf iradelerine önem verilerek yorum yolu ile ve dürüstlük kuralına uygun olarak doldurulur. (MK. md.l) Bu yönteme sözleşmenin yorum yoluyla düzeltilmesi veya değişen hal ve şartlara uyarlanması denilir. Uyarlama daha çok ve önemli ölçüde uzun ve sürekli borç ilişkilerinde söz konusu olur.
Her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan “irade özgürlüğü” “sözleşme serbestisi” ve “sözleşmeye bağlılık” ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai tali (ikinci derecede) yardımcı niteliktedir. Uyarlamanın anlatılan hukuku tanımından sonra şimdi, sözleşmeye müdahale için, gerekli olan esaslara değinelim;
Sözleşme kurulduktan sonra ifası sırasında ortaya çıkan olaylar olağan üstü ve objektif nitelikde olmalıdır. Az yukarıdaki örneklenen olayda olduğu gibi. Yine değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olması şarttır. Uyarlama isteyen davacı fevkalade hal ve şartların çıkmasına kendi kusuru ile sebebiyet vermemelidir. Değişen hal ve şartlar taraflar bakımından önceden öngörülebilir; beklenebilir; olağan ve hesaba katılabilen nitelikte olmamalı veya olaylar, öngörülebilir olmakla beraber bunların sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu derece tahmin edilmemelidir. (Bkz. Doç.Dr. … Kaplan Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi …-1987 Sh. 152.- vd; Hatemi/ SEROZAN/ Argacı Borçlar Hukuku Özel Bölüm 1992 sh., 186 vd).Tarafların dövize endeksli kira sözleşmesi yapmalarındaki gerçek ve ortak amaçlarının saptanması uyuşmazlığın çözümünde önem kazanmaktadır.
Sözleşme tarihinden önceki dönemlerde ülkemizde eşya fiyatlarının her geçen gün şaşırtıcı ve beklenilenin üstünde yükselmeler gösterdiği bu durumun da bireylerin yaşamını ağırlaştırarak onlarda huzursuzluk kaynağı oluşturduğu, bu nedenle gerek kiralayan mal sahiplerinin ve gerekse kiracıların enflasyonun rizikolarından korunmak amacıyla dövize endeksli kira sözleşmeleri düzenledikleri bilinen bir gerçektir. Demekki dövize endeksli kira sözleşmelerinin kurulmasında, tarafların gerçek ve ortak amaçları zaman zaman yükselen enflasyonun olumsuz etkilerinden kendilerini korumak ve güvence altına almak iradesinden kaynaklanmaktadır. Hal böyle olunca kural olarak yabancı para üzerinden sözleşme yapan davacı kiralayanlar, salt döviz kurundaki düşüşe dayanarak uyarlama talebinde bulunmaz iselerde dava dilekçelerinde çevresel gelişmeler nedeniyle de kiralananın değerinin arttığını bu nedenle dahi uyarlama taleplerinin yerinde olduğunu beyan etmişlerdir. Dairemiz uygulamalarında kiralananın Çevresel gelişimin olağanüstü artması ve bu gelişimin de kiralanın kira bedeline önemli oranda yansıması halinde uyarlama yapılabileceği kabul edildiğinden Mahkemece salt bu yöne ilişkin olarak kiralananın niteliği, kullanma alanı, konumu, bölgedeki kira parasını etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticari gelişmeler gibi değişiklikler de gözetilmek suretiyle konusunda uzman bilirkişi kurulu aracılığı ile uyarlama şartlarının oluşup oluşmadığı konusunda inceleme ve araştırma yapılmalı, sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Bu yönün gözardı edilerek dairemiz uygulamalarına ters düşen yetersiz bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, mahkeme kararı bu gerekçe ile bozulacak iken yazılı gerekçe ile bozulmuş olduğu yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından davacının karar düzeltme istemi kabul edilmeli, Dairemiz bozma ilamı kısmen kaldırılması, mahkeme kararı bu gerekçe ile bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle davacıların diğer karar düzeltme taleplerinin reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle Dairemizin 26.10.2009 tarih ve 2009/4551-12178 sayılı kararının kısmen kaldırılmasına, mahkeme kararının yeniden BOZULMASINA, peşin alınan 32.30 TL temyiz harcının istek halinde iadesine, 26.4.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.