YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/892
KARAR NO : 2010/8623
KARAR TARİHİ : 15.06.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki akdin feshi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, … 141 ada 23 parselde bulunan (1) no’lu daireyi, arsa sahibi olan davalılardan …’den 9.2.2006 tarihinde satın aldıklarını, diğer davalının da dairenin bulunduğu binayı, kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince inşa eden müteahhit olduğunu, drenaj ve izolasyon işlemlerinden kaynaklanan imalat hataları nedeniyle 11.11.2007 tarihinde, satın almış oldukları dairenin zemininin sularla kaplandığını, uğramış oldukları zarardan satıcı ve binayı inşa eden müteahhidin, gerek Borçlar Kanununun, gerekse 4077 sayılı yasanın ilgili hükümleri gereğince birlikte sorumlu olduklarını ileri sürerek, zararın giderilmesi gerekli olan 8.750,00 TL ile, onarım süresi nedeniyle 5 aylık kira kaybı miktarı olan 3.250,00 TL’nin ve her bir davacı için 3.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı …, davacıların zararına neden olan olayın kendi kusurundan kaynaklanmadığını, komşu binanın avlusunda biriken suların daireye sızması sonucunda zararın oluştuğunu, dairede imalat hatası mevcut olmadığını, diğer davalı … ise, olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 7.401,00 TL tazminat miktarı ile 3.400,00 TL 5 ay 20 günlük kira kaybı bedeli olmak üzere toplam 10.801,00 TL’nin 11.4.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, fazlaya ve manevi tazminata ilişkin taleplerin ise 2010/892-8623
Reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar ve her bir davalı tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
1-4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Amaç başlıklı 1. maddesinde yasanın amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2. maddesinde “Bu kanun, birinci maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar.” hükmüne yer verilmiştir. Yasanın 3. maddesinde, mal; “alışverişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları”, hizmet; “bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan mal sağlama dışındaki her türlü faaliyeti ifade eder.” Satıcı; “kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri kapsar.” Tüketici ise, “bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen kullanan veya yararlanan gerçek yada tüzel kişiyi ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır.
Öte yandan 4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinin 3. fıkrasında, “İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve 10. maddenin beşinci fıkrasına göre kredi veren, ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın neden olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.” Hükmü bulunmaktadır.
Bir hukuki işlemin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, davacıların, arsa sahibi olan davalı …’den satın aldıkları dairenin ayıplı olarak inşa edildiği iddiasıyla, gerek arsa sahibi satıcı, gerekse binanın müteahhidine karşı birlikte dava açtıkları, daha önce Tüketici Mahkemesinde açılan davada, “dairenin arsa sahibinden satın alındığı” gerekçesiyle davada genel mahkemelerin görevli olduğu kabul edilerek, görevsizlik kararı verildiği ve bu kararın temyiz edilmeden kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacılar, dairedeki imalat hatası nedeniyle davalarını satıcı yanında müteahhite karşı da yönelttiklerine göre, az yukarda değinilen 4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinin 3. fıkrası gereğince müteahhit olan davalı …’a karşı 2010/892-8623
açılan davada Tüketici Yasası hükümlerinin uygulanması gerekli olup, bu nedenle davada görevli mahkeme de Tüketici Mahkemesidir. Dava konusu olayda müteahhidin sorumluluğu, özel yasadan kaynaklandığından, davacılar ile müteahhit arasında sözleşme ilişkisinin bulunmaması da, bu sonucu değiştirmez. Her ne kadar davalılardan arsa sahibi …, ticari faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan, başka bir ifade ile konut alım satımını meslek edinen bir gerçek kişi olmadığından, Tüketici Kanununda tanımı yapılan, “satıcı” kapsamında bulunmayıp, adı geçen davalı bakımından Tüketici Kanunu hükümlerinin uygulanması mümkün değilse de, bu husus mahkemenin görevine etkili değildir. Birlikte davalı gösterilenler hakkında da davanın özel mahkeme niteliğindeki Tüketici Mahkemesinde görülmesi gerekir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda, kazanılmış hak da söz konusu olmaz. O halde mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, (2) no’lu bent gereğince diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 146,00’şer TL peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacılara, davalı … …, …’a iadesine, 15.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.