YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9795
KARAR NO : 2010/16889
KARAR TARİHİ : 14.12.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, “Aile Mahkemesi sıfatıyla” açmış olduğu davada, davalılardan … ile gayri resmi olarak evlendiklerini, davalı … ve Uğur’un babası olan diğer davalı …’nun imzalarını taşıyan mihir senedi düzenlenerek, aynı evde birlikte oturmaya başladıklarını, ancak bir süre sonra davalı … tarafından dövülerek evden kovulduğunu, altın ziynet ve eşyalarının da kendisine teslim edilmediğini ileri sürerek, mihir senedinde belirtilen ve davalıların elinde olan altın ziynetler ve diğer eşyaların aynen teslimine, olmadığı takdirde ise, dava tarihindeki değerlerinin davalılardan yasal faizi ile birlikte müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, ilamda belirtilen eşyaların değeri olan toplam 14.654,39 TL alacağın dava tarihi olan 21.1.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Her ne kadar mahkeme kararında, hükmün “Aile Mahkemesi sıfatıyla” verildiğine ilişkin açıklama mevcut değilse de, dava, “Aile Mahkemesi sıfatıyla” açılmış olup, yargılama sırasında davaya “genel mahkeme sıfatıyla” bakıldığına ilişkin de herhangi bir ara kararı verilmemiş olduğundan, yargılamanın “Aile Mahkemesi sıfatıyla” sonuçlandırılıp, hükmün de bu sıfatla verildiğinin kabulü gerekir. Bu itibarla 2010/9795-16889
“Aile Mahkemesi” sıfatıyla açılıp, sonuçlandırılan … bu davada, öncelikle mahkemenin davaya bakmakla görevli olup olmadığının incelenmesi gereklidir. “Görev”, kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi, mahkemece yargılamanın her aşamasında res’en göz önünde bulundurulmalıdır.
4787 sayılı “Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Yasa” nın değişik 4. maddesine göre Aile Mahkemelerinin görevleri üç bent halinde olmak üzere; 1. bentte, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun üçüncü kısmı (vesayet) hariç olmak üzere ikinci kitabı ile 4722 sayılı “Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun”a göre aile hukukundan doğan dava ve işler, 2.bentte, 2675 sayılı “Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun”a göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, 3.bentte ise, kanunlarla verilen diğer görevler olarak açıklanmıştır.
Somut olayda dava, mihir senedinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, davacı ve davalı … arasında resmi nikah yapılmadığı sabittir. Bu durumda taraflar arasında aile hukuku kapsamında bir evlilik birliği mevcut olmadığından, söz konusu mihir senedi, az yukarda açıklanan Türk Medeni Kanununun, Aile Hukukundan doğan dava ve işler kapsamındaki bir sözleşme değil, Borçlar Kanunu kapsamında bir sözleşme niteliğindedir. Dolayısıyla dava konusu olayda, aile hukukuna ilişkin bir uyuşmazlıktan söz edilemeyeceğinden, davada görevli mahkeme de Aile Mahkemesi değil, genel mahkemedir. O halde mahkemece davaya Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, “Aile Mahkemesi” sıfatıyla açılmış olan davanın, bu sıfatla görülüp, karara bağlanmış olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre, davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bent gereğince diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 197,80 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 14.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.