YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12074
KARAR NO : 2011/18466
KARAR TARİHİ : 09.12.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, Davalının … İcra Müdürlüğü’nün 2010/112 esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibine geçtiğini, süresinde takibe itiraz edilmemesi üzerine takibin kesinleştiğini ve Davacı’nın … Bankasında bulunan hesabına haciz konulduğunu, alacağın 1994 yılında gerçekleşen arsa satışından kaynaklandığını ve encümen kararı ile 500.000 lira bedelli tahsilat makbuzuna dayandırıldığını, gerek encümen kararının gerekse makbuzun hiçbir hukuki dayanağı olmadığını, bu arsa satışının mahkeme kararı ile iptal edildiğini, borçlu olmadığının tespiti ile tahsil edilen miktarın faizi ile birlikte tahsilini ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı, encümen kararına istinaden satılan arsanın bedelinin belediyeye ödendiğini, ancak arsanın teslim edilmediğini, arsa değerinin davacı idarece tespit edildiğini, buna göre davanın reddi gerektiğini, arsayı 2. kez bedel ödemek suretiyle satın aldığını, ödediği bedelin yaklaşık 50.000 TL’ye tekabül ettiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece, Davanın kısmen kabulü ile, Davacının takip dosyasında 50.00 TL borçlu, 11.230. TL borçlu olmadığının tespitine, takip dosyasında tahsil edilen 6.914,00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekir.
Davacı, Davalının hakkında … İcra Müdürlüğü’nün 2010/112 esasında kayıtlı dosya ile takip yaptığını, bu dosya nedeniyle borçlu olmadığının tespitini istemiş, Davalı ise, belediye encümeni kararı uyarınca satmış olduğu arsanın teslim edilmediğini, ödenen bedelin de iade edilmediğini ileri sürerek takibe geçtiğini, aksi halde davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olunacağını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, ödenen 500.000 TL’nin yeni paraya uyarlanarak Davacının 50.00 TL alacağı bulunduğunu, fazla miktardan Davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmişse de;
2011/12074-18466
Davanın dayanağını teşkil eden 16.3.1994 tarihli Belediye Encümen Kararı uyarınca, Davalı’ya 1024 parselde kayıtlı bulunan arsa ve evi ile müştemilatının 500.000 TL bedelle satılmasına karar verildiği, arsa bedelinin de 22,3,1994 tarihinde tahsil edildiği gerek encümen kararı gerekse takip dosyasında bulunan tahsilat makbuzuyla anlaşılmaktadır. Davacı yan akti ilişkiyi inkar etmemiştir. Esasen bu konularda bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Davacı, gerek encümen kararının gerekse tahsilat makbuzunun hukuki dayanağı bulunmadığını bildirmiştir. Uyuşmazlık satışın geçerli olup olmadığı ve ödenen bedelin iadesinde nasıl bir yöntem izleneceği konusunda toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir (MK.634, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tesbitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, …nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemiyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen 2011/12074-18466
Paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, Belediyelere ait taşınmazların satışı için 1580 Sayılı Yasanın 70/4. maddesi uyarınca Belediye Meclis kararı gerektiği, boyle bir karar alınmadan yapılan satışın geçerli olmadığı gibi, Tapuda kayıtlı bulunan taşınmazın haricen satışının da geçersiz olduğu anlaşıldığından Mahkemece yapılacak iş, öncelikle Davacı’nın dava dilekçesinde sözünü ettiği mahkeme dosyası var ise getirtilmeli, keza Davalı’nın taşınmazı ikinci kez satın aldığını ileri sürdüğüne göre, tapu tedavül kayıtları da ilgili Tapu Sicil müdürlüğü’nden getirtilerek, ifanın imkansız hale geldiği tarih belirlenmeli, Davalı’nın 22.3.1994 tarihinde … olduğu 500.000 TL’nin ifanın imkansız hale geldiği tarihe kadar çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle (azalan alım gücü) (enflasyon, Tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar, mevduat faiz oranları, vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara takip dosyasındaki taleple de bağlı kalınarak hesaplanarak, davacının varsa borcu belirlenip, fazla ödemenin istirdatına karar verilmelidir. Mahkemece aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün Davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 166.75 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 8.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.