Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2011/17074 E. 2011/18780 K. 14.12.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/17074
KARAR NO : 2011/18780
KARAR TARİHİ : 14.12.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki kira uyarlama sözleşmesinin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, kendisine ait taşınmazı 30.4.2008 başlangıç tarihli 10 yıl süreli kira sözleşmesi ile davalıya kiraladığını, kira bedelinin aylık cironun % 3,5’u olarak kararlaştırıldığını ve cironun aylık 1.750.000.00 TL olacağı buna göre de kiranın 61.250.00 TL’den az olamayacağının tanıklar önünde beyan ve … edildiğini, oysa, Mayıs-Aralık 2008 arası 8 aylık döneme ilişkin toplam 53.374,67 TL kira ödediğini, aylık ortalama kiranın 6.671,83 TL olduğunu, kira bedelinin miktarı hakkında hataya düştüğünü ileri sürerek sözleşmenin iptaline, aksi halde aylık kira bedelinin piyasada geçerli tutara uyarlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, kira sözleşmesinde kira bedeli konusunda hataya düştüğünü ileri sürerek iptali, olmadığı takdirde uyarlanmasını istemiştir. Davalı, sözleşmenin geçerli olduğunu ve uyarlama koşullarının bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece, keşif yapılmış ve davalı kiracının cironun yüksek olacağı ve buna bağlı olarak kira bedelinin yüksek olacağı konusunda bilerek davacı kiralayanda hatalı bir kanı uyandırdığı, bilirkişilerin raporlarında belirtildiği şekilde en azından davacı kiralayanda bu konuda esasen var olan hatalı kanıyı koruma veya devamını sağlamak sureti ile hileli davranışta bulunduğu ve davacı kiralayanın esaslı miktar hatasına düştüğü gerekçesiyle davanın kabulü ile sözleşmenin iptaline karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen 2010/17074-18780
belirtmek gerekir ki; Borçlar yasasında esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24.maddesinde sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca, iç irade ile açılanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için uygulamada bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (subjektif unsur), hem de … hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi B.K.’nun 25. ve M.K.’nun 2.maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, B.K.’nun 26.maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müsbet zararının ödenmesi gerekir. Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşmenin karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı bir irade açılaması ile bildirilebileceği gibi def’i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca, hatanın varlığı tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir ise de, dinlenen davacı tanıkları davalının aylık ciroya ilişkin beyanlarının olduğunu ancak taahhüdünün olduğunu açık ve net olarak belirtmedikleri,davalı tanıklarının ise davacıya ciro ile ilgili taahhüdünün bulunmadığını beyan ettikleri dosya kapsamından anlaşılmakla olup her iki taraf tanık beyanlarına bu nedenlerle itibar edilemeyeceği gibi, bilirkişilerin davacı kiralayanda esasen var olan hatalı kanıyı koruma veya devamını sağlamak sureti ile hileli davranışta bulunduğu başkaca somut delillerle ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 1.188,00 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 14.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.