Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2011/450 E. 2011/15939 K. 03.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/450
KARAR NO : 2011/15939
KARAR TARİHİ : 03.11.2011

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat … ile davalı vekili avukat …’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, davalının eşi …’e ait taşınmazı 300.000-TL bedelle satın aldığını ve satış bedelini de peşin olarak davalıya ödediğini, ancak taşınmaz üzerinde ipotek olması ve tapunun devredilememesi nedeniyle ödenen bedele karşılık davalının toplam 300.000,00.TL bedelli muhtelif çekleri verdiğini, verilen çeklerin karşılıksız çıkması karşısında davalı ile anlaşarak çekleri geri verdiğini, yerine 04.03.2009 tanzim, 26.05.2009 vade tarihli 300.000,00.TL bedelli bonoyu aldığını, bu tarihten sonra da tapu devri için davalıya defalarca talepte bulunmasına rağmen resmi devrin yapılmadığını, senedin vadesi yaklaşınca davalının taşınmazın maliki dava dışı Didar Şahin’den aldığı satış yetkisini içerir vekaletname ile kendisini tevkilen yetkilendirdiğini ve daha önce verdiği senedi geri istediğini, tapuda devir yapılmadan senedi vermeyeceğini davalıya söylemesi üzerine bu sefer davalının 300.000,00.TL’lik teminat senedi istediğini, tapuda işlem bitince senetlerin karşılıklı iade edileceğini beyan ettiği, davalının bu talebini kabul ederek davaya ve takibe konu olan 21.05.2009 tanzim, 01.06.2009 vade tarihli ve 300.000,00.TL bedelli bonoyu davalıya verdiğini, aynı gün işlem yapmak üzere Tapu Sicil Müdürlüğü’ne gittiğinde ise davalının tapu 2011/450-15939
Sicil müdürlüğüne faks çekerek kendisini vekaletten azletmesi üzerine tapuda devrin yapılamadığını, bilahare davalının tapuyu kendisinin devredeceğini bildirdiğini, buna rağmen davalının tapuya gelmemesi üzerine yine tapuda işlem yapılamadığını, bu durum karşısında davalıdan aldığı 26.05.2009 vade tarihli 300.000,00.TL bedelli bonoyu Sincan 2.İcra Müdürlüğü’nün 2009/1419 E. sayılı dosyasında takibe koyduğunu, bunun akabinde davalı tarafın tapuyu devredeceğini, ancak icra takibinden vazgeçilmesini bildirdiğini, davalıya vermiş olduğu teminat senedinin tapuda iadesi koşuluyla anlaşmaya vardıklarını, 01.06.2009 tarihinde tapuda buluşarak devir işlemini gerçekleştirdiklerini, aynı anda da vekilinin Sincan 2. İcra Müdürlüğünün 2009/1419 sayılı takip dosyasında davalı aleyhine yapılan takibi feragatle sonlandırdığını, tapuda işlem yapıldıktan sonra davalının uhdesinde olan niza konusu senedi geri istediğinde de “yırtığını” bildirerek iade etmediğini, bedelinin ödendiğine dair yazılı belge istenmesi karşısında da “annem hasta” diyerek hızlıca uzaklaştığını, daha sonrada niza konusu senedi … 28. İcra Müdürlüğünün 2009/6876 E. sayılı dosyasında aleyhine icra takibine konu ettiğini, davalının davaya konu senedi almak için önce vekaletname verdiğini ve daha sonra kendisini vekaletten azlederek hile yaptığını, verilen senedin bedelsiz olup hile ile alındığını ileri sürerek takibe konu senetten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı, senedin iddia edilen olaylarla ilgisi olmadığını, senedin borca karşılık verildiğini, yazılı delille ispat edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, iptali istenen senedin teminat amaçlı verildiği ve karşılığı olmadığı iddiasına ilişkin ispat yükünün davacı tarafta olduğu, dayanılan hile olgusunun unsurlarının gerçekleşmemesi karşısında tanıkla ispatın mümkün olmadığı belirtilerek usulünce ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği üzere; hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata’da yanılma, hile’de yanıltma söz konusudur. Borçlar Kanununun 28/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak 2011/450-15939
suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebilir. Somut olayda da davacı, hile hukuksal nedenine dayanmış, tanık deliline dayanmıştır. Gerek dinlenen davacı tanıklarının beyanlarından ve gerekse olayların gelişiminden hilenin varlığı davacı tarafından ispat edilmiştir. Öyle olunca Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksine düşünce ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 825,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 17,15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 03.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.