YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6890
KARAR NO : 2012/1833
KARAR TARİHİ : 02.02.2012
… vekili avukat … ile … 2-… vekili avukat … aralarındaki dava hakkında Fatih 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 17.6.2008 gün ve 97-208 sayılı hükmün Dairemizin 12.2.2010 tarih ve 11051-1610 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
K A R A R
Davacı, davalıların … ilçesi, İğneada köyünde bir tatil köyü kurmak istediklerini, bu tatil köyüne kendisinin de ortak olmasını söylediklerini, teklifi kabul ettiğini, bu amaçla kendilerine 415.000 DM ödediğini davalıların aldıkları taşınmazları kendi adlarına kaydettirdiklerini, ortaklığın kurulmadığını, dolandırıldığını anladığını ödediği paranın tahsili amacıyla davalılara karşı takip başlattığını, davalıların icra takibine itiraz ettiklerini ileri sürerek itirazın iptaline %40 tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davacı ve dava dışı diğer ortaklarla bir araya gelip tatil köyü kurmak istediklerini davacının bu işe öncülük ettiğini, tatil köyüne arsasını dava dışı … satın aldıklarını, arsanın tapusunun kendileri ve dava dışı diğer ortak … adına tescil edildiğini, daha sonra satışı gerçekleştirilen arsanın tapuda gösterilen miktarın çok altında olduğunu öğrendiklerini, arsa sahibi ve tapu görevlilerinin birlikte hareket ederek tüm ortakları dolandırdıklarını, davacının 415.000 DM ‘yi kendilerine değil, dava dışı arsa sahibine ödediğini, tüm ortakların arsa sahibine 1.500,00 DM ödediğini bu işten tüm ortakların zarar gördüğünü, Devlete karşı açılan tazminat davasının devam ettiğini, hükmedilen tazminattan davacının payının ödeneceğini savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davalılardan …’ın davacıya gönderdiği 9.4.2004 tarihli ihtarnamesinin borç ikrarı mahiyetinde olduğu gerekçe gösterilmek ve tanık beyanları esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş; 2011/6890 2012/1833
Davalıların temyizi üzerine Dairemizce davalılardan …’ın davacıya gönderdiği 9.4.2004 tarihli ihtarnamenin borç ikrarı niteliği taşımadığı, olayda miktar itibariyle da tanık dinlenilmesinin mümkün olmadığı bu durumda davacıya yemin hakkı hatırlatılıp sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş; bu kez davacı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Davacı bu davasında tatil köyü kurmak amacı ile davalılarla bir araya geldiklerini, ortaklık tekliflerini kabul ettiğini, bu amaçla kendilerine 415.000 DM ödediğini, davalıların alınan arsaları kendi adlarına tapuda tescil ettirdiklerini, kendisini dolandırdıklarını ileri sürerek ödediği paranın tahsili amacıyla talepte bulunmuş; davalılar ise davacının öncülüğünde ortaklık işine girdiklerini, dava dışı arsa sahibine bu amaçla toplam 1.500.000 DM ödediklerini, davacının da eldeki davaya konu ettiği 415.000 DM arsa sahibi … ödediğini alınan arsaların kendileri ve dava dışı diğer ortak … adına kaydedildiğini, meğerki arsa sahibinin tapu görevlileri ile biraraya gelerek anılan taşınmazların tapudaki yüz ölçümlerini çok yüksek göstermek suretiyle tüm ortakları dolandırdıklarını, tapu kaydının yanlış tutulmasından dolayı Devlet’e karşı açtıkları tazminat davasının devam ettiğini kazanılan tazminattan davacıya hissesinin ödeneceğini savunmuşlardır. İddia, savunma ve dosya kapsamından da açıkça anlaşılacağı gibi davacı, davalılar ve dava dışı bir kısım şahıslar arasında adi ortaklık şeklinde bir tatil köyü kurmak amacı ile dava dışı arsa sahibi … 768,769 ve 973 parsel sayılı taşınmazların satın alındığı bu taşınmazlardan 768 parselin davalı …, 769 parselin diğer davalı … 973 parselinde dava dışı ortaklardan … adına kaydının yapıldığı, ne varki bu taşınmazların tapuda olduklarından çok daha m2 olarak fazla gösterilmesi ve gerçek miktarlarının yansıtmaması nedeniyle ortak amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı, ancak taraflar ve dava dışı diğer ortaklar arasında bu şekilde bir adi ortaklığın kurulduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu tür adi ortaklıkların tüzel kişilikleri bulunmadığından taraf ehliyetleri de bulunmamaktadır. (BK 520 vd) o nedenle bir ortak tarafından bu tür davalılar açılırken iştirak kuralları da gözetilerek davada ortakların tamamının davalı olarak gösterilmesi gerekir. Ancak, eldeki davada olduğu gibi ortakların bir kısmı davalı olarak gösterilmemiş ise bu durumda da dava hemen reddedilmemeli, öteki ortaklara da davanın teşmili için davacıya süre verilmeli, taraf teşkilinin sağlanması halinde iddia ve savunmaya yönelik olarak tarafların tüm delilleri toplanmalı, ortak amacın gerçekleştirilmesinin artık olanaklı olmadığı da gözetilmek suretiyle ortaklığın tasfiyesi bizzat mahkeme tarafındanb 2011/6890 2012/1833
gerçekleştirilmelidir. Tasfiye gerçekleştirilirken de her bir ortağın ortaklık payı, alınan arsalar için ödedikleri bedeller, satın alınan arsaların gerçek raiç değerleri, yapılan masraflar, Hazineye karşı Demirköy Asliye Hukuk Mahkemesi 2006/30 esas sayılı dosyası ile açılan tazminat davası sonucu kazanılan tazminat miktarları da hesaba dahil edilmek suretiyle her bir ortağın tasfiye sonucu elde edebileceği tasfiye payı belirlenmeli, sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemenin taraflar arasındaki uyuşmazlığın adi ortaklık ilişkisinden kaynaklandığını gözardı ederek taraf teşkilini sağlamadan yazılı şekilde karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki Mahkeme kararı bu gerekçe ile bozulacak iken ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş olması zuhule müstenit olduğu yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından davacının karar düzeltme istemi kabul edilmeli, Dairemizin 12.2.2010 tarihli bozma kararı kaldırılmalı, mahkeme kararı yeniden bozulmalıdır.
SONUÇ; Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle diğer taleplerin reddine ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacının karar düzeltme talebinin kabulüne Dairemizin 12.2.2010 tarih sayılı bozma kararının kaldırılmasına mahkeme kararının yeniden BOZULMASINA, 2.2.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.