YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8901
KARAR NO : 2012/11150
KARAR TARİHİ : 25.04.2012
… vekili avukat … ile … vekili avukat … aralarındaki dava hakkında … 1.Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 10.3.2010 tarih ve 485-77 sayılı hükmün Dairenin 24.2.2012 tarih ve 2010/7382-2011/2680 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
KARAR
Davacı, … ili, Nilüfer ilçesi, … mahallesi, 6528 ada, 1 parseldeki 143/2400 hissesinin maliki iken, davalının Fatih Sultan … Bulvarı üzerindeki 92 numaralı parseldeki DOP için kullanılmak üzere taşınmazdaki hissesinin tamamını Nilüfer Belediyesi Tüzel Kişiliğine hibe etmek üzere davalıya … 9. Noterliğinin 23.5.2000 tarih ve 27633 yev nolu vekaletname verdiğini,davalı taşınmazı olan 1860 ada, 92 parsele imar alabilmek için imar parsellerinin tevhid edildiği, tevhit sonucu oluşan 1860 ada, 246 parsel olarak oluşan taşınmaza, kendisine ait 1226 ada, 1 parseldeki 534.34 m2 lik hisseyi yine şartlı olarak kendisinin ismininin de geçtiği Nilüfer Belediyesi’nin 1775 sayılı Encümen kararına istinaden şartlı olarak hibe ettiğini, ancak davalının kendisine hibe edilmesi için verdiği taşınmaz hissesi karşılığında belediyeye 133.54 m2 daha az DOP vererek menfaat elde ettiğini, bu bakımdan idareye terk etmesi gereken DOP değeri tutarında borçlu olduğunu, bu konuda davalıya noter kanalı ile ihtarname keşide ettiklerini, ancak netice alamadıklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep haklarını saklı tutarak 7.000.00 TL nin, kendi hissesinin belediyeye devri tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, talep edilen alacağın zaman aşımına uğradığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine dair verilen karar dairemizce onanmış, bu defa davacı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Davacı, davalının vekalet akdini suistimal ederek, kendi parselinden vermesi gereken DOP kesintisini,kendisine ait parselden vererek haksız menfaat temin ettiğini ileri sürerek, bedelinin tahsilini talep etmiştir.Mahkemece,taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin 23.5.2000 tarihinde kurulmuş olduğunu, taşınmaz devrinin 6.7.2000 tarihinde yapıldığını, dava tarihine göre B.K. nun 126/4. maddesinde öngörülen beş yıllık zaman aşımı süresinin geçmiş bulunduğu anlaşıldığından, davanın zaman aşımı nedeni ile 2011/8901-2012/11150
reddine karar verilmiştir.
Dava, hukuki niteliği bakımından Borçlar Kanununun 392 maddesine dayanan vekilin hesap verme yükümlülüğünden kaynaklanmaktadır.BK.nun 392. maddesi, vekilin vekaleti ifa için veya ifa dolayısıyla aldığı şeyleri müvekkile verme borcu ile borç para borcu ise zamanında yerine getirilmemesi yüzünden faiz ödeme borcunu düzenlemiştir. Geniş anlamda hesap verme yükümlülüğünün diğer bir görüntüsü de vekilin vekaleti dolayısıyla üçüncü kişilerden müvekkil nam ve hesabına para tahsil ettiği hallerde sözkonusu olur. Vekil, müvekkilden veya üçüncü kişilerden aldığı değerler ve kendi ücret, masraf ve tazminat alacakları hakkında hesap vermek zorunluğundadır. Hesap verme borcu hukuksal nitelikçe bir yapma borcudur.
Vekâlet sözleşmesinde vekilin aldıklarını müvekkile iade etmesine ilişkin olan verme borcu ve müvekkilin bunları talep hakkı, BK md. 126/IV hükmüne göre vekâlet sözleşmesinden doğan tüm alacaklar gibi beş yıllık zamanaşımına tabi bulunmaktadır.
Sözleşmeden doğan alacaklarda zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihten başlayacağı tartışmasızdır. BK’nun 74.maddesi gereğince, borcun yerine getirilmesi bir süreye bağlanmamışsa, borcun doğumu ile alacak muaccel olur, yine BK’nun 128.maddesi gereğince de zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar.
Davalının,dava tarihine kadar davacıya hesap verme yükümlülüğünü yerine getirdiğine ilişkin dosyaya bir kanıt sunmadığı anlaşılmaktadır. Vekilin hesap verme müvekkilin hesap sorma yükümlülük ve hakları süreklilik arz etmektedir. Vekalet ilişkisi deva ettiği sürece ve hatta vekalet ilişkisi sona erdikten sonra dahi hesap verme borcu devam eder. Hesap verme ve hesap sorma borcunun sürekli olması zamanaşımının işlemesini engeller. HGK’nun 4.5.2011 tarih ve 2011/13-161 esas-276 karar sayılı ilamı ile de,açıklanan yukarıdaki gerekçeye, dava tarihine göre zamanaşımı süresi dolmadığından mahkemece,işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Kararın bu nedenle bozulması gerekirken, zuhulen onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacının karar düzeltme talebinin kabulü ile dairemizin onama kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının karar düzeltme talebinin kabulüne, dairemizin 24.2.2011 gün 2010/7382 esas 2011/12680 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının BOZULMASINA, peşin alınan 38,20 TL harcın istek halinde iadesine, 25.4.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
lira